İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 281 / 507
281

âlem-i bekàya ait gayelerini o âleme kaydetmekle beraber âlem-i ebedîde, sermedî manzaralarda onların etvâr-ı hayatlarında gördükleri vezâif-i hayatiyeyi ve mu'cizât-ı Sübhâniyeyi, menâzır-ı sermediyede kaydetmek, muktezâ-yı ism-i Hakîm ve Rahîm ve Vedûd’dur.

Dördüncü İşaret

DÖRDÜNCÜ İŞÂRET:

وَرَابِعًا : مَعَ اِعْلَانِ التَّسْبِيحَاتِ الرَّبَّانِيَّةِ وَاِظْهَارِ الْمُقْتَضَيَاتِ الْاَسْمَائِيَّةِ

fıkrası ifâde ediyor ki: Mevcûdât, etvâr-ı hayatıyla, müteaddid envâ'-ı tesbihât-ı Rabbâniyeyi yapıyor. Hem esmâ-i İlâhiyenin iktiza ve istilzam ettikleri hâlâtı gösteriyor ki; meselâ Rahîm ismi, şefkat etmek ister; Rezzâk ismi, rızık vermek iktiza eder; Latîf ismi, lütfetmek istilzam eder.. ve hâkezâ... Bütün esmânın, birer birer muktezâsı vardır. İşte herbir zîhayat, hayatıyla ve vücûduyla o esmânın muktezâsını göstermekle beraber; cihâzâtı adedince Sâni'-i Hakîm’e tesbihât yapıyorlar. Meselâ: Nasıl ki bir insan güzel meyveler yer, o meyveler midesinde dağılır, erir, zâhiren mahvolur; fakat ağzından, midesinden başka bütün hüceyrât-ı bedeniyede fa'âliyetkârâne bir lezzet, bir zevk vermekle beraber, aktâr-ı bedendeki vücûdu ve hayatı beslemek ve idâme-i hayat etmek gibi pek çok hikmetlerin vücûduna medâr oluyor... O taam kendisi de, vücûd-u nebâtîden hayat-ı insaniye tabakasına çıkıyor, terakkî ediyor. Aynen öyle de; şu mevcûdât zevâl perdesinde saklandıkları vakit; onların yerinde herbirisinin pek çok tesbihâtı bâkî kalmakla beraber, pek çok esmâ-i İlâhiyenin de nukùşlarını ve mukteziyâtını o esmânın ellerine bırakır. Yani bir vücûd-u bâkiyeye tevdî' ederler, öyle giderler. Acaba fânî ve muvakkat bir vücûdun gitmesiyle onun yerine bir nev'i bekàya mazhar binler vücûd kalsa; denilir mi ki, ona yazık oldu veyâhut abes oldu veyâhut şu sevimli mahlûk neden gitti.. şekvâ edilebilir mi? Belki onun hakkındaki rahmet, hikmet, muhabbet öyle iktiza ediyorlar ve öyle olmak gerektir. Yoksa bir tek zarar gelmemek için, binler menfaati terketmek lâzım gelir ki; o hâlde binler zarar olur. Demek; Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimleri; zevâle ve firâka muârız değiller, belki istilzam edip iktiza ediyorlar.

Beşinci İşaret

BEŞİNCİ İŞÂRET:

وَخَامِسًا : لِظُهُورِ الشُّؤُنَاتِ السُّبْحَانِيَّةِ وَالْمَشَاهِدِ الْعِلْمِيَّةِ

fıkrası ifâde ediyor ki: Mevcûdât –hususan zîhayat olanlar– vücûd-u sûrîden gittikten sonra, bâkî çok şeyleri bırakırlar, öyle giderler... İkinci Remizde beyân edildiği gibi, Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un kudsiyet ve istiğnâ-i kemâline muvâfık bir tarzda ve ona lâyık bir sûrette, hadsiz bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.