İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 282 / 507
282

muhabbet, nihâyetsiz bir şefkat, gayetsiz bir iftihar –tâbiri câiz ise– mukaddes hadsiz bir memnuniyet, bir sevinç –tâbirde hatâ olmasın– hadsiz bir lezzet-i mukaddese, bir ferâh-ı münezzeh şuûnât-ı Rubûbiyetinde bulunur ki; onların âsârı bilmüşâhede görünüyor. İşte o şuûnât, iktiza ettikleri hayret-nümâ fa'âliyet içinde mevcûdât, tebdil ve tağyîr ile, zevâl ve fenâ içinde sür'atle sevkediliyor; mütemâdiyen âlem-i şehâdetten âlem-i gayba gönderiliyor. Ve o şuûnâtın cilveleri altında mahlûkat; dâimî bir seyr ü seyelân, bir hareket ve cevelân içinde çalkanmakta ve ehl-i gafletin kulaklarına, vâveylâ-i firâk ve zevâli ve ehl-i hidayetin sem'ine, velvele-i zikir ve tesbihi dağıtmaktadırlar. Bu sırra binâen herbir mevcûd Vâcibü'l-Vücûd’un bâkî şuûnâtının tezâhürüne bâkî birer medâr olacak mânâları, keyfiyetleri, hâletleri vücûdda bırakıp öyle gidiyorlar. Hem o mevcûd, bütün müddet-i hayatında geçirdiği etvâr ve ahvâli, ilm-i Ezelînin ünvânları olan İmâm-ı Mübîn, Kitab-ı Mübîn, Levh-i Mahfûz gibi vücûd-u ilmî dâirelerinde vücûd-u haricîsini temsîl eden mufassal bir vücûd dahi bırakıp öyle giderler. Demek her fânî; bir vücûdu terkeder, binler bâkî vücûdları kazanır, kazandırır.

Meselâ: Nasıl ki hàrikulâde bir fabrika makinesine âdi bazı maddeler atılır; içinde yanarlar, zâhiren mahvolur; fakat o fabrikanın inbiklerinde çok kıymetdâr kimya maddeleri ve edviyeler teressüb eder. Hem onun kuvvetiyle ve buharıyla o fabrikanın çarkları döner; bir taraftan kumaşları dokumasına, bir kısmı kitab tab’ına, bir kısmı da şeker gibi başka kıymetdâr şeyleri imâl etmesine medâr oluyor ve hâkezâ... Demek o âdi maddelerin yanmasıyla ve zâhiren mahvolmasıyla, binler şeyler vücûd buluyor. Demek, âdi bir vücûd gider; àlî çok vücûdları irsiyet bırakır. İşte şu hâlde, o âdi maddeye yazık oldu denilir mi? Fabrika sâhibi neden ona acımadı, yandırdı; o sevimli maddeleri mahvetti şikâyet edilir mi?

Aynen öyle de ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلَى ﴿ Hàlık-ı Hakîm ve Rahîm ve Vedûd; muktezâ-yı rahmet ve hikmet ve vedûdiyet olarak, kâinât fabrikasına hareket veriyor; herbir vücûd-u fânîyi, çok bâkî vücûdlara çekirdek yapar; makàsıd-ı Rabbâniyesine medâr eder; şuûnât-ı sübhâniyesine mazhar kılar; kalem-i kaderine mürekkeb ittihàz eder ve kudretin dokumasına bir mekik yapar ve daha bilmediğimiz pek çok inâyât-ı gâliye ve makàsıd-ı àliye için, kendi fa'âliyet-i kudretiyle kâinâtı fa'âliyete getirir. Zerrâtı cevelâna, mevcûdâtı seyerâna, hayvanatı seyelâna, seyyârâtı deverâna getirir, kâinâtı konuşturur; âyâtını ona sessiz söylettirir ve ona yazdırır. Ve mahlûkat-ı arziyeyi, –rubûbiyeti noktasında– havayı, emir ve irâdesine bir nev'i arş; ve nur unsurunu, ilim ve hikmetine diğer bir arş; ve suyu, ihsân ve rahmetine başka bir arş;

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.