Dokuzuncu Kısım: Telvihât-ı Tis'a
Dokuzuncu Kısım: Telvihât-ı Tis'a
﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴾
﴿ اَلَا اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ ﴾
[Şu kısım, turuk-u velâyet hakkında olup “Dokuz Telvih”tir.]
Birinci Telvih
Birinci Telvih: “Tasavvuf”, “tarîkat”, “velâyet”, “seyr ü sülûk” nâmları altında şirin, nurânî, neş'eli, rûhâni bir hakikat-i kudsiye vardır ki; o hakikat-i kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cild kitab ehl-i zevk ve keşfin muhakkìkleri yazmışlar, o hakikati ümmete ve bize söylemişler. جَزَاهُمُ اللّٰهُ خَيْرًا كَثِيرًا Biz, o muhît denizinden birkaç katre hükmünde birkaç reşhalarını şu zamanın bazı ilcaâtına binâen göstereceğiz.
Suâl: Tarîkat nedir?
Elcevab: Tarîkatın gaye-i maksadı, mârifet ve inkişaf-ı hakàik-ı îmâniye olarak, mi'râc-ı Ahmedî’nin gölgesinde ve sâyesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-u rûhâni neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şühûdî hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniyeye mazhariyet; “tarîkat”, “tasavvuf” nâmıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir.
Evet, şu kâinâtta insan bir fihriste-i câmia olduğundan; insanın kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir. Evet, insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz, telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misillû, kâinâtın bir nev'i merkez-i manevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünûn ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi insanın mâhiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakàik-ı kâinâtın mazharı, medârı, çekirdeği olduğunu; had ve hesaba gelmeyen ehl-i velâyetin yazdıkları milyonlarla nurânî kitaplar gösteriyorlar.
