İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 128 / 507
128

﴾ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا ﴿ deyip, hangisine işâret etti, yere düştü. Sanemin yüzüne işâret ettiyse, arkasına düşer; arkasına işâret ettiyse, yüz üstüne düşer ve hâkezâ.. sanemler yere yuvarlandılar.”

Sekizinci Misal

Sekizinci Misâl: Meşhûr Buhayrâ-yı Râhib’in meşhûr kıssasıdır ki Nübüvvetten evvel, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, amucası Ebû Tâlib ve bir kısım Kureyşî ile beraber, Şam tarafına, ticârete gidiyorlar. Buhayrâ-yı Râhib’in kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. İnsanlar ile ihtilât etmeyen münzevî Buhayrâ-yı Râhib birden çıkageldi. Kafile içinde Muhammedü'l-Emîni (A.S.M.) gördü. Kafileye dedi: “Şu Seyyidü'l-Âlemîndir ve Peygamber olacaktır.” Kureyşîler dediler: “Neden biliyorsun?” Mübârek Râhib dedi ki: “Siz gelirken baktım ki, havada, üstünüzde bir parça bulut vardı. Siz otururken, şu Muhammedü'l-Emîn (A.S.M.) tarafına bulut meyletti, gölge yaptı. Hem görüyordum ki; taş, ağaç ona secde eder gibi bir vaziyet gördüm. Bu ise, nebîlere yapılır.”

İşte bu sekiz misâl gibi, belki seksen misâl var. Bu sekiz misâl birleştirilse; öyle kopmaz bir zincir olur ki, hiçbir şübhe onu koparamaz ve sarsamaz... Şu cins mu'cize; umumiyeti itibariyle, yani cemâdâtın da'vâyı nübüvvete delil olarak konuşmaları, manevî tevâtür hükmünde, yakìni ve kat'iyyeti ifâde eder. Herbir misâl, mecmûun kuvvetinden, kendi kuvvetinden fazla bir kuvvet daha alır. Evet, zaîf bir direk, kuvvetli direklerle omuz omuza geldiği vakit, muhkemleşir. Zaîf, kuvvetsiz bir adam, asker olup orduya girse, öyle kuvvetleşir ki, bin adama meydân okur.

On İkinci İşaret

ONİKİNCİ İŞÂRET:

Onbirinci İşâretle alâkadar olan üç misâl, fakat gayet mühim misâllerdir.

Birinci Misal

Birinci Misâl: ﴾ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمَى ﴿ Nass-ı kat'îsiyle ve ehl-i tahkîk umum müfessirlerin tahkîkiyle ve umum ehl-i hadîsin ihbarıyla, gazve-i Bedir’de, şu âyet haber veriyor ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir avuç toprak ile küçük taşları aldı, küffar ordusunun yüzüne attı, شَاهَتِ الْوُجُوهُ dedi. شَاهَتِ الْوُجُوهُ kelimesi, bir kelâm iken, onların herbirinin kulağına gitmesi gibi; o bir avuç toprak dahi, herbir kâfirin gözüne gitti. Herbiri kendi gözü ile meşgul olup, hücumda iken, birden kaçtılar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.