İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 251 / 507
251

Aynen öyle de: Sen, bir hâne-i Rabbâniye ve bir sefîne-i İlâhiye olan bir mü'minin vücûdunda îmân ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfât-ı masûme varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir cânî sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hâne-i maneviye-i vücûdun ma'nen gark ve ihrâkına, tahrib ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şeni' ve gaddâr bir zulümdür.

İkinci Vecih

İKİNCİ VECİH: Hem, hikmet nazarında dahi zulümdür.

Zîra, ma'lûmdur ki, adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mânâ-yı hakîkisinde olarak beraber cem' olamazlar.

Eğer muhabbet, kendi esbâbının rüchâniyetine göre bir kalbde hakîki bulunsa, o vakit adâvet mecâzî olur, acımak sûretine inkılâb eder. Evet, mü'min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenâlığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütûfla, ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadîs ile, “Üç günden fazla mü'min mü'mine küsüp kat'-ı mükâleme etmeyecek.”

Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecâzî olur, tasannu' ve temellük sûretine girer.

Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü'min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen, âdi küçük taşları, Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan îmân ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği hâlde, mü'mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı îmân ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın!

Evet, tevhid-i îmânî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i i'tikàd dahi, vahdet-i ictimâiyeyi iktiza eder.

Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir râbıta anlarsın ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla uhuvvetkârâne bir münâsebet hissedersin. Hâlbuki, îmânın verdiği nur ve şuûr ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği Esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak râbıtaları ve uhuvvet münâsebetleri var. Meselâ:

Her ikinizin; Hàlık’ınız bir, Mâlikiniz bir, Ma'bûd’unuz bir, Râzıkınız bir... bir, bir, bine kadar bir, bir...

Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir, bir, yüze kadar bir, bir...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.