İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 90 / 507
90

setrini iktiza ediyor, mübhem kalmasını istiyor. Çünkü şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur. Vukû'undan evvel onları bilmek elîmdir.

İşte bu sır içindir ki; ölüm ve ecel mübhem bırakılmış ve insanın başına gelecek musîbetler dahi, perde-i gaybda kalmış. İşte Hikmet-i Rabbâniye ve Rahmet-i İlâhiye böyle iktiza ettiği için, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine karşı ziyâde hassas merhametini ziyâde rencîde etmemek ve âl ve ashâbına karşı şedîd şefkatini fazla incitmemek için, vefât-ı Nebevîden sonra, âl ve ashâbının ve ümmetinin başlarına gelen müdhiş hâdisâtı, umumiyetle ve tafsilâtıyla göstermemek muktezâ-yı hikmet ve rahmettir. (Hâşiye) [^3] Fakat yine bazı hikmetler için mühim hâdisâtı –fakat dehşetli bir sûrette değil– Ona ta'lim etmiş. O da ihbar etmiş. Hem güzel hâdiseleri kısmen mücmel, kısmen tafsîl ile bildirmiş. O da haber vermiş. Onun haberlerini de, en yüksek bir derece-i takvâda ve adlde ve sıdkta çalışan ve وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّاْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ hadîsindeki tehdidden şiddetle korkan ve ﴾ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ ﴿ âyetindeki şiddetli tehdidden şiddetle kaçan muhaddisîn-i kâmilin, bize sahîh bir sûrette o haberleri nakletmişler.

[^3]: (Hâşiye) Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'a, Âişe-i Sıddıka'ya karşı ziyâde muhabbet ve şefkatini rencîde etmemek için, vak'a-i Cemel hâdisesinde o bulunacağı kat'î gösterilmediğine delil ise, Ezvâc-ı Tâhirâta fermân etmiş ki: "Keşke bilseydim hanginiz o vak'ada bulunacak?" Fakat sonra, hafif bir sûrette bildirilmiş ki, Hazret-i Ali'ye (R.A.) fermân etmiş "Senin ile Âişe beyninde bir hâdise olsa..." فَارْفَقْ وَبَلِّغْهَا مَاْمَنَهَا

Altıncı Esas

Altıncı Esâs: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ahvâl ve evsâfı, siyer ve tarih sûretiyle beyân edilmiş. Fakat o evsâf ve ahvâl-i gâlibi, beşeriyetine bakar. Hâlbuki o Zât-ı Mübârekin şahs-ı manevîsi ve mâhiyet-i kudsiyesi o derece yüksek ve nurânîdir ki; siyer ve tarihte beyân olunan evsâf, o bâlâ kàmete uygun gelmiyor, o yüksek kıymete muvâfık düşmüyor. Çünkü اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ sırrınca: Her gün, hattâ şimdi de, bütün ümmetinin ibâdetleri kadar bir azîm ibâdet sahife-i kemâlâtına ilâve oluyor. Nihâyetsiz Rahmet-i İlâhiyeye, nihâyetsiz bir sûrette, nihâyetsiz bir isti'dat ile mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duâsına mazhar oluyor. Ve şu kâinâtın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hàlık-ı Kâinâtın tercümânı ve sevgilisi olan o

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.