Meselâ insan, hırs ile, bütün dünya ona verilse ﴾ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ ﴿ diyecek. Hem, hodgâmlığıyla, kendi menfaatine binler adamın zararını kabûl eder. Ve hâkezâ... Ahlâk-ı seyyiede hadsiz derecede inkişafları olduğu ve Nemrudlar ve Fir'avunlar derecesine kadar gittikleri ve sîga-i mübâlağa ile “zalûm” olduğu gibi, ahlâk-ı hasenede dahi hadsiz bir terakkiyâta mazhar olur, enbiyâ ve sıddıkîn derecesine terakkî eder.
Hem insan –hayvanların aksine olarak– hayata lâzım herşeye karşı câhildir, herşeyi öğrenmeye mecburdur. Hadsiz eşyaya muhtaç olduğu için, sîga-i mübâlağa ile “cehûl”dür. Hayvan ise, dünyaya geldiği vakit hem az şeylere muhtaç, hem muhtaç olduğu şeyleri bir-iki ayda, belki bir-iki günde, bazen bir-iki saatte bütün şerâit-i hayatını öğrenir. Güyâ bir başka âlemde tekemmül etmiş, öyle gelmiş. İnsan ise, bir-iki senede ancak ayağa kalkar, onbeş senede ancak menfaat ve zararı farkeder. İşte “cehûl” mübâlağası, buna da işâret eder. ∗∗∗
Dördüncü Mesele
Dördüncü Mes'ele
جَدِّدُوا اِيمَانَكُمْ بِلَااِلٰهَاِلَّااللهُ ın hikmetini soruyorsunuz. Onun hikmeti, çok Sözlerde zikredilmiştir. Bir sırr-ı hikmeti şudur ki: İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdîd-i îmâna muhtaçtır. Zîra insanın herbir ferdinin ma'nen çok efrâdı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünkü zaman altına girdiği için o ferd-i vâhid, bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer.
Hem insanda bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyârdır. O gider, başkası yerine gelir; dâima tenevvü' ediyor, her gün başka bir âlem kapısını açıyor. Îmân ise; hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyâsıdır. لَااِلٰهَاِلَّااللهُ ise, o nuru açar bir anahtardır.
Hem insanda mâdem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar, çok vakit îmânını rencîde etmek için gafletinden istifade ederek çok hileleri ederler, şübhe ve vesveselerle îmân nurunu kaparlar. Hem, zâhir-i şerîata muhâlif düşen ve hattâ bazı imâmlar nazarında küfür derecesinde te'sir eden kelimât ve harekât eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdîd-i îmâna bir ihtiyaç vardır.
