İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 358 / 507
358

Hem sırr-ı ehadiyet ile şerîksiz vahdet-i Rubûbiyeti; hem nihâyetsiz Kurbiyet-i İlâhiye ile nihâyetsiz bu'diyetimiz olan hayret-engîz hakikatleri kemâl-i vuzûh ile Onaltıncı Söz ve Otuzikinci Söz beyân ettikleri gibi, kudret-i İlâhiyeye nisbeten zerrât ve seyyârât müsâvî olduğunu ve haşr-i a'zamda umum zîrûhun ihyâsı, bir nefsin ihyâsı kadar o kudrete kolay olduğunu ve şirkin hilkat-ı kâinâtta müdâhalesi imtina' derecesinde akıldan uzak olduğunu kemâl-i vuzûh ile gösteren Yirminci Mektûb’daki وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ kelimesi beyânında ve üç temsîli hâvî onun zeyli, şu azîm sırr-ı vahdeti keşfetmiştir.

Hem hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniyede öyle bir genişlik var ki, en büyük zekâ-i beşerî ihâta edemediği hâlde; benim gibi zihni müşevveş, vaziyeti perîşan, müracaat edilecek kitab yokken, sıkıntılı ve sür'atle yazan bir adamda, o hakàikın ekseriyet-i mutlakası dekàikiyle zuhûru; doğrudan doğruya Kur'ân-ı Hakîm’in i'câz-ı manevîsinin eseri ve inâyet-i Rabbâniyenin bir cilvesi ve kuvvetli bir işâret-i gaybiyedir.

Dördüncü İşaret

Dördüncü İşâret: Elli-altmış risaleler (∗) [^3] öyle bir tarzda ihsân edilmiş ki; değil benim gibi az düşünen ve zuhûrata tebaiyet eden ve tedkike vakit bulamayan bir insanın; belki büyük zekâlardan mürekkeb bir ehl-i tedkikin sa'y ve gayretiyle yapılmayan bir tarzda te'lifleri, doğrudan doğruya bir eser-i inâyet olduklarını gösteriyor. Çünkü bütün bu risalelerde, bütün derin hakàik, temsîlât vâsıtasıyla, en âmî ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor. Hâlbuki o hakàikın çoğunu, büyük âlimler “tefhim edilmez” deyip, değil avâma, belki hàvâssa da bildiremiyorlar.

[^3]: (∗): Şimdi yüz otuzdur.

İşte en uzak hakikatleri en yakın bir tarzda, en âmî bir adama ders verecek derecede; benim gibi Türkçesi az, sözleri muğlak, çoğu anlaşılmaz ve zâhir hakikatleri dahi müşkülleştiriyor diye eskiden beri iştihâr bulmuş ve eski eserleri o sû-i iştihârı tasdik etmiş bir şahsın elinde bu hàrika teshîlât ve sühûlet-i beyân; elbette bilâ-şübhe bir eser-i inâyettir ve onun hüneri olamaz ve Kur'ân-ı Kerîm’in i'câz-ı manevîsinin bir cilvesidir ve temsîlât-ı Kur'âniyenin bir temessülüdür ve in'ikâsıdır.

Beşinci İşaret

Beşinci İşâret: Risaleler umumiyetle pekçok intişar ettiği hâlde, en büyük âlimden tut, tâ en âmî adama kadar ve ehl-i kalb büyük bir velîden tut, tâ en muannid dinsiz bir feylesofa kadar olan tabakàt-ı nâs ve tâifeler o risaleleri gördükleri ve okudukları ve bir kısmı tokatlarını yedikleri hâlde tenkid edilmemesi ve her tâife derecesine göre istifade etmesi, doğrudan doğruya bir eser-i inâyet-i Rabbâniye ve bir kerâmet-i Kur'âniye olduğu gibi, çok tedkîkàt ve taharriyâtın neticesiyle ancak husûl bulan o çeşit risaleler, fevkalâde bir sür'atle, hem idrakimi ve fikrimi müşevveş

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.