İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 308 / 507
308

Hey'et-i ictimâiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur, kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hàlıkları bir, Rezzâkları bir, Peygamberleri bir, Kıbleleri bir, Kitapları bir, Vatanları bir, bir, bir, bir... binler kadar bir, bir... İşte bu kadar bir birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabâil ve tavâife inkısam, şu âyetin ilân ettiği gibi, teârüf içindir, teâvün içindir; tenâkür için değil, tahâsum için değildir!..

Üçüncü Mesele

ÜÇÜNCÜ MES'ELE: Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessâs Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir sûrette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar.

Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsânî var; gafletkârâne bir lezzet var; şeâmetli bir kuvvet var. Onun için şu zamanda hayat-ı ictimâiye ile meşgul olanlara, “Fikr-i milliyeti bırakınız!” denilmez. Fakat, fikr-i milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfîdir, şeâmetlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise, muhâsamet ve keşmekeşe sebebdir. Onun içindir ki, hadîs-i şerîfte fermân etmiş: اَلْاِسْلَامِيَّةُ جَبَّتِ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَ

Ve Kur'ân da fermân etmiş:

﴿ اِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاََنْزَلَ اللّٰهُ سَكِينَتَهُ عَلٰى رَسُولِـه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وََاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوا اََحَقَّ بِهَا وَاََهْلَهَا وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا ﴾

İşte şu hadîs-i şerîf, şu âyet-i kerîme, kat'î bir sûrette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabûl etmiyorlar. Çünkü, müsbet ve mukaddes İslâmiyet milliyeti, ona ihtiyaç bırakmıyor.

Evet, acaba hangi unsur var ki, üçyüz elli milyon vardır? Ve o İslâmiyet yerine o unsuriyet fikri, fikir sâhibine o kadar kardeşleri, hem ebedî kardeşleri kazandırsın! Evet, menfî milliyetin, tarihçe pek çok zararları görülmüş.

Ezcümle: Emevîler, bir parça fikr-i milliyeti siyasetlerine karıştırdıkları için, hem Âlem-i İslâmı küstürdüler, hem kendileri de çok felâketler çektiler. Hem Avrupa milletleri, şu asırda unsuriyet fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Alman’ın çok şeâmetli ebedî adâvetlerin­den başka; Harb-i Umumî’deki hâdisât-ı müdhişe dahi, menfî milliyetin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.