Aleyhissalâtü Vesselâm, duâ neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukùl toplansa, bir akıl olsalar, o makamın hakikatini tamamıyla ihâta edemezler.
İşte ey Müslüman! Senin rûz-i mahşerde böyle bir şefî'in var. Bu şefî'in şefâatini kendine celbetmek için, sünnetine ittibâ' et!..
Eğer desen: Mâdem o Habîbullâhtır. Bu kadar salavât ve duâya ne ihtiyacı var?
Elcevab: O Zât (A.S.M.) umum ümmetinin saâdetiyle alâkadar ve bütün efrâd-ı ümmetinin her nev'i saâdetleriyle hissedardır ve her nev'i musîbetleriyle endişedardır. İşte kendi hakkında, merâtib-i saâdet ve kemâlât hadsiz olmakla beraber; hadsiz efrâd-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda hadsiz envâ'-ı saâdetlerini harâretle arzu eden ve hadsiz envâ'-ı şekàvetlerinden müteessir olan bir Zât, elbette hadsiz salavât ve duâ ve rahmete lâyıktır ve muhtaçtır.
Eğer desen: Bazen kat'î olacak işler için duâ edilir. Meselâ husuf ve küsûf namazındaki duâ gibi. Hem bazen hiç olmayacak şeyler için duâ edilir?
Elcevab: Başka Sözlerde izâh edildiği gibi, duâ bir ibâdettir. Abd, kendi aczini ve fakrını duâ ile ilân eder. Zâhirî maksadlar ise, o duânın ve o ibâdet-i duâiyenin vakitleridir, hakîki fâideleri değil. İbâdetin fâidesi, âhirete bakar. Dünyevî maksadlar hâsıl olmazsa, “O duâ kabûl olmadı” denilmez. Belki, “Daha duânın vakti bitmedi” denilir.
Hem hiç mümkün müdür ki; bütün ehl-i îmânın, bütün zamanlarda, mütemâdiyen kemâl-i hulûs ve iştiyak ve duâ ile istedikleri saâdet-i ebediye onlara verilmesin ve bütün kâinâtın şehâdetiyle hadsiz rahmeti bulunan o Kerîm-i Mutlak, o Rahîm-i Mutlak; bütün onların o duâsını kabûl etmesin ve saâdet-i ebediye vücûd bulmasın?..
Üçüncü Nükte
ÜÇÜNCÜ NÜKTE:
Duâ-yı kavlî-i ihtiyarînin makbûliyeti, iki cihetledir. Ya aynı matlûbu ile makbûl olur veyâhut daha evlâsı, verilir.
Meselâ, birisi kendine bir erkek evlâd ister; Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. “Duâsı kabûl olunmadı” denilmez. “Daha evlâ bir sûrette kabûl edildi” denilir. Hem bazen kendi dünyasının saâdeti için duâ eder. Duâsı, âhiret için kabûl olunur. “Duâsı reddedildi” denilmez. Belki, “Daha enfa' bir sûrette kabûl edildi” denilir ve hâkezâ… Mâdem Cenâb-ı Hak Hakîm’dir; biz ondan isteriz, o da bize cevab verir. Fakat hikmetine göre bizimle muâmele eder. Hasta, tabibin hikmetini ittiham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir.
