İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 291 / 507
291

Hem küllî ubûdiyetiyle, Rubûbiyet-i İlâhiyeye âyinedârlık ediyor...

Hem mâhiyetinin câmiiyetiyle bütün esmâ-i İlâhiyeye bir mazhar-ı etemm olmuştur...

Elbette bunun için denilebilir ki; Cemîl-i Zülcelâl, kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin en mükemmel âyine-i zîşuûru olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı sever.

Hem kendi esmâsını sevmesiyle, o esmânın en parlak âyinesi olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı sever ve Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’a benzeyenleri dahi derecelerine göre sever.

Hem san'atını sevdiği için, elbette Onun san'atını en yüksek bir sadâ ile bütün kâinâta neşreden ve semâvâtın kulağını çınlatan, berr ve bahri cezbeye getiren bir velvele-i zikir ve tesbih ile ilân eden Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı sever ve Ona ittibâ' edenleri de sever.

Hem masnûâtını sevdiği için, o masnûâtın en mükemmeli olan zîhayatı ve zîhayatın en mükemmeli olan zîşuûru ve zîşuûrun en efdali olan insanları ve insanların bil'ittifak en mükemmeli olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı elbette daha ziyâde sever.

Hem kendi mahlûkatının mehâsin-i ahlâkıyelerini sevdiği için, mehâsin-i ahlâkıyede bil'ittifak en yüksek mertebede bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı sever ve derecâta göre, Ona benzeyenleri dahi sever. Demek Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti gibi muhabbeti dahi kâinâtı ihâta etmiş.

İşte o hadsiz mahbûblar içindeki mezkûr beş vechinin herbir vechinde en yüksek makam, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’a mahsûstur ki, “Habîbullâh” lakabı Ona verilmiş.

İşte bu en yüksek makam-ı mahbûbiyeti, Süleyman Efendi, “Ben sana âşık olmuşum” tâbiriyle beyân etmiştir. Şu tâbir, bir mirsâd-ı tefekkürdür, gayet uzaktan uzağa bu hakikate bir işârettir. Bununla beraber mâdem bu tâbir, şe'n-i Rubûbiyete münâsib olmayan mânâyı hayâle getiriyor; en iyisi, şu tâbir yerine: “Ben senden râzı olmuşum” denilmeli.

Üçüncü Nükte

ÜÇÜNCÜ NÜKTE:

Mi'râciyedeki mâceralar, ma'lûmumuz olan mânâlarla, o kudsî ve nezîh hakikatleri ifâde edemiyor. Belki o muhâvereler, birer ünvân-ı mülâhazadır; birer mirsâd-ı tefekkürdür ve ulvî ve derin hakàika birer işâ­rettir ve îmânın bir kısım hakàikına birer ihtardır ve kàbil-i tâbir olmayan

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.