İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 40 / 507
40

Çünkü küfür, bütün kâinâtı tahkîrdir, kıymetlerini tenzîl etmektir ve bütün masnûâtın Vahdâniyete şehâdetlerini tekzîbdir ve mevcûdât âyinelerinde cilveleri görünen esmâ-i İlâhiyeyi tezyiftir. Onun için, mevcûdâtın hakkını kâfirden almak üzere, mevcûdâtın sultanı olan Kahhâr-ı Zülcelâl’in, kâfirleri ebedî Cehenneme atması, ayn-ı hak ve adâlettir. Çünkü, nihâyetsiz cinayet, nihâyetsiz azâbı ister.

İkinci Sualiniz

İKİNCİ SUÂLİNİZ: Şeytanların halkı ve icâdı ne içindir? Cenâb-ı Hak, şeytanı ve şerleri halketmiş, hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir, kabîhin halkı kabîhdir?

Elcevab: Hâşâ!.. Halk-ı şer, şer değil, belki kesb-i şer şerdir. Çünkü, halk ve icâd, bütün netâice bakar; kesb, hususî bir mübâşeret olduğu için, hususî netâice bakar. Meselâ; yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var; bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyarıyla bazıları yağmurdan zarar görse, “Yağmurun icâdı rahmet değildir.” diyemez; “Yağmurun halkı şerdir.” diye hükmedemez. Belki sû-i ihtiyarıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu. Hem ateşin halkında çok fâideler var; bütünü de hayırdır. Fakat bazılar sû-i kesbiyle, sû-i istimâliyle ateşten zarar görse, “ateşin halkı şerdir” diyemez. Çünkü ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış; belki o, kendi sû-i ihtiyarıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.

Elhâsıl: Hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl kabûl edilir. Eğer şerr-i kalîl olmamak için, hayr-ı kesîri intac eden bir şer terkedilse; o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Meselâ, cihada asker sevketmekte elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihatta hayr-ı kesîr var ki, İslâm, küffarın istilâsından kurtulur. Eğer o şerr-i kalîl için cihad terkedilse, o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür. Hem meselâ; gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; hâlbuki zâhiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur.

İşte kâinâttaki şerlerin, zararların, beliyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icâdları, şer ve çirkin değildir; çünkü çok netâic-i mühimme için halkolunmuşlardır. Meselâ melâikelere, şeytanlar musallat olmadıkları için, terakkiyâtları yoktur; makamları sâbittir, tebeddül etmez. Kezâ hayvanatın dahi, şeytanlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sâbittir, nâkıstır. Âlem-i insaniyette ise merâtib-i terakkiyât ve tedenniyât, nihâyetsizdir. Nemrudlardan, fir'avunlardan tut, tâ sıddıkîn-i evliyâ ve enbiyâya kadar gayet uzun bir mesâfe-i terakkî var.

İşte kömür gibi olan ervâh-ı sâfileyi, elmas gibi olan ervâh-ı àliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatiyle ve sırr-ı teklif

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.