İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 143 / 507
143

İşte bunun gibi siyer kitaplarında daha başka cüz'iyâtları var; fakat bu nümûneler, asıl maksada kâfîdir.

Dokuzuncu Misal

Dokuzuncu Misâl: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı zâtların başını ve yüzünü mübârek eliyle meshedip duâ ettikten sonra, zâhir olan hàrikaların çok cüz'iyâtından iştihâr bulmuş birkaçını nümûne olarak beyân ediyoruz.

Birincisi: Umeyr İbn-i Sa'd’ın başına elini sürmüş, duâ etmiş. Seksen yaşında o adam, o duânın bereketiyle, öldüğü vakit başında beyaz yoktu.

İkincisi: Kays İbn-i Zeyd’in başına elini koyup, meshedip duâ etmiş. O duânın bereketiyle, yüz yaşına girdiği vakit, meshin te'siriyle, bütün başı beyaz, yalnız Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın elini koyduğu yer simsiyah olarak kalmış.

Üçüncüsü: Abdurrahman İbn-i Zeyd İbni'l-Hattâb, hem küçük, hem çirkin idi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, eli ile başını meshedip duâ etmiş. O duânın bereketiyle, kàmetçe en bâlâ kàmet ve sûretçe en güzel bir sûrete girmiş.

Dördüncüsü: Âiz İbn-i Amr’ın Gazve-i Huneyn’de yüzü yaralanmış. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm; eliyle yüzündeki kanı silmiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın elinin temâs ettiği yer, parlak bir nurâniyet vermiş ki, muhaddisler كَغُرَّةِ الْفَرَسِ tâbir etmişler. Yani, doru atın alnındaki beyaz gibi, temâs yeri öyle parlıyordu.

Beşincisi: Katâde İbn-i Selmân’ın yüzüne elini sürmüş, duâ etmiş. Katâde’nin yüzü ayna gibi parlamaya başlamış.

Altıncısı: Ümmü'l-Mü'minîn Ümm-ü Seleme’nin kızı ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın üvey kızı Zeyneb’e, küçükken, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, onun yüzüne abdest suyu atıp taltif etmiş. O suyun temâsından sonra, Zeyneb’in hüsün ve cemâli acîb sûret almış, bedîü'l-cemâl olmuş.

İşte şu cüz'iyâtlar gibi daha çok misâller var. Onların çoğunu eimme-i hadîs nakletmişler. Bu cüz'iyâtın herbirini, haber-i vâhid ve zaîf farzetsek dahi, yine mecmûu, manevî bir tevâtür hükmünde, mutlak bir mu'cize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ı gösterir. Çünkü bir hâdise, ayrı ayrı ve çok sûretlerle nakledilse asıl hâdisenin vukû'u kat'î olur. Sûretlerin herbiri zaîf dahi olsa, yine asıl hâdiseyi isbât ediyor. Meselâ; bir gürültü işitildi, bazılar dediler ki, filân ev harâb oldu; diğeri, başka ev harâb oldu dedi; daha başkası, başka bir evi söyledi ve hâkezâ... Herbir rivâyet, haber-i vâhid de, zaîf de, hilâf-ı vâki de olabilir. Fakat asıl vâkıa ki;

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.