müjde veriyor; insanların en mühim bir reisi geleceğini... Ve o Zâtı da, bazı isimler ile yâdediyor. O isimler, elbette Süryânî ve İbranîdirler. Ehl-i tahkîk görmüşler. O isimler, “Ahmed, Muhammed, Fârikun Beyne'l-Hakkı Ve'l-Bâtıl” mânâsındadırlar. Demek İsâ Aleyhisselâm, çok defa Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm’dan beşâret veriyor.
Suâl: Eğer desen: “Neden Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, her nebîden ziyâde müjde veriyor; başkalar yalnız haber veriyorlar, müjde sûreti azdır?”
Elcevab: Çünkü Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm, İsâ Aleyhisselâm’ı Yahudîlerin müdhiş tekzîbinden ve müdhiş iftiralarından ve dinini müdhiş tahrifattan kurtarmakla beraber.. İsâ Aleyhisselâm’ı tanımayan Benî-İsrail’in suûbetli şerîatına mukâbil, sühûletli ve câmi' ve ahkâmca, şerîat-ı İseviye’nin noksanını ikmal edecek bir şerîat-ı àliyeye sâhibdir. İşte onun için çok defa, “Âlemin Reisi geliyor!” diye müjde veriyor.
İşte Tevrat, İncil, Zebûr’da ve sâir suhuf-u enbiyâda çok ehemmiyetle, âhirde gelecek bir peygamberden bahisler var; çok âyetler var. Nasıl, bir kısım nümûnelerini gösterdik, hem çok nâmlar ile o kitaplarda mezkûrdur. Acaba bütün bu kütüb-ü enbiyâda, bu kadar ehemmiyetle, mükerrer âyetlerde bahsettikleri, âhirzaman peygamberi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kim olabilir?..
İkinci Kısım
İKİNCİ KISIM:
İrhâsattan ve delâil-i nübüvvetten maksad şudur ki: Bi'set-i Ahmediye’den evvel, zaman-ı fetrette kâhinler, hem o zamanın bir derece evliyâ ve ârif-i billâh olan bir kısım insanları; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın geleceğini haber vermişler ve ihbarlarını da neşretmişler, şiirleriyle gelecek asırlara bırakmışlar. Onlar çoktur; biz, ehl-i siyer ve tarihin nakil ve kabûl ettikleri meşhûr ve münteşir olan bir kısmını zikredeceğiz. Ezcümle:
Yemen pâdişahlarından Tübba' isminde bir melik, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın evsâfını eski kitaplarda görmüş, îmân etmiş. Şöyle bir şiirini ilân etmiş:
شَهِدْتُ عَلٰى اَحْمَدَ اَنَّهُ رَسُولٌ مِنَ اللّٰهِ بَارِى النَّسَمِ
فَلَوْ مُدَّ عُمْرِى اِلَى عُمْرِهِ لَكُنْتُ وَزِيرًا لَهُ وَابْنَ عَمٍّ
Yani: “Ben, Ahmed’in (A.S.M.) risaletini tasdik ediyorum. Ben Onun zamanına yetişseydim, Ona vezir ve ammizâde olurdum.” (Yani, Ali gibi olurdum.)
