İkincisi: Meşhûr Kuss İbn-i Sâide ki, Kavm-i Arab’ın en meşhûr ve mühim hatîbi ve muvahhid bir zât-ı rûşen-zamîrdir. İşte şu zât da, bi'set-i Nebevîden evvel risalet-i Ahmediyeyi şu şiirle ilân ediyor:
اَرْسَلَ فِينَا اَحْمَدَ خَيْرَ نَبِىٍّ قَدْ بُعِثَ ❀ صَلَّى عَلَيْهِ اللّٰهُ مَا عَجَّ لَهُ رَكْبٌ وَحُثَّ
Üçüncüsü: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ecdâdından olan Kâ'b İbn-i Lüeyy, nübüvvet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ilhâm eseri olarak şöyle ilân etmiş:
عَلٰى غَفْلَةٍ يَاْتِى النَّبِىُّ مُحَمَّدٌ ❀ فَيُخْبِرُ اَخْبَارًا صَدُوقًا خَبِيرُهَا
Yani: “Füc'eten, Muhammedü'n-Nebî gelecek, doğru haberleri verecek.”
Dördüncüsü: Yemen pâdişahlarından Seyf İbn-i Zîyezen, kütüb-ü sâbıkada Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın evsâfını görmüş; îmân etmiş, müştâk olmuş idi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ceddi Abdülmuttalib; Yemen’e, kafile-i Kureyş ile gittiği zaman, Seyf İbn-i Zîyezen, onları çağırmış. Onlara demiş ki:
اِذَا وُلِدَ بِتِهَامَةَ وَلَدٌ بَيْنَ كَتْفَيْهِ شَامَةٌ كَانَتْ لَهُ الْاِمَامَةُ وَاِنَّكَ يَا عَبْدَ الْمُطَّلِبِ لَجَدُّهُ
Yani: “Hicaz’da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imâm olacak!” Sonra, gizli Abdülmuttalib’i çağırmış, “O çocuğun ceddi de sensin” diye kerâmetkârâne, bi'setten evvel haber vermiş...
Beşincisi: Varaka İbn-i Nevfel (Hatice-i Kübrâ’nın ammizâdelerinden). Bidâyet-i vahiyde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm telâş etmiş. Hatice-i Kübrâ o hâdiseyi, meşhûr Varaka İbn-i Nevfel’e hikâye etmiş. Varaka demiş: “Onu bana gönder.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Varaka’nın yanına gitmiş, mebde'-i vahiydeki vaziyeti hikâye etmiş. Varaka demiş: بَشِّرْ يَا مُحَمَّدُ اِنِّى اَشْهَدُ اَنَّكَ اَنْتَ النَّبِىُّ الْمُنْتَظَرُ وَبَشَّرَ بِكَ عِيسَى
Yani: “Telâş etme, o hâlet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen nebî sensin! İsâ, seninle müjde vermiş!”
