İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 292 / 507
292

bazı mânâlara birer kinâyedir. Yoksa, ma'lûmumuz olan mânâlar ile bir mâcera değil. Biz, hayâlimiz ile o muhâverelerden o hakikatleri alamayız; belki kalbimizle heyecanlı bir zevk-i îmânî ve nurânî bir neş'e-i rûhâni alabiliriz. Çünkü; nasıl Cenâb-ı Hakk’ın zât ve sıfâtında nazîr ve şebîh ve misli yoktur, öyle de; Şuûnât-ı Rubûbiyetinde misli yoktur. Sıfâtı nasıl mahlûkat sıfâtına benzemiyor; muhabbeti dahi benzemez. Öyle ise şu tâbiratı, müteşâbihât nev'inden tutup deriz ki: Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un vücûb-u vücûduna ve kudsiyetine münâsib bir tarzda ve istiğnâ-i zâtîsine ve kemâl-i mutlakına muvâfık bir sûrette, muhabbeti gibi bazı şuûnâtı var ki, Mi'râciye mâcerasıyla onu ihtar ediyor. Mi'râc-ı Nebeviyeye dair Otuzbirinci Söz, hakàik-ı Mi'râciyeyi, usûl-ü îmâniye dâiresinde izâh etmiştir. Ona iktifâen burada ihtisar ediyoruz.

Dördüncü Nükte

DÖRDÜNCÜ NÜKTE:

“Yetmiş bin perde arkasında Cenâb-ı Hakk’ı görmüş” tâbiri, bu'diyet-i mekânı ifâde ediyor. Hâlbuki Vâcibü'l-Vücûd, mekândan münezzehtir; herşeye, herşeyden daha yakındır. Bu ne demektir?

Elcevab: Otuzbirinci Söz’de mufassalan, bürhânlar ile o hakikat beyân edilmiştir. Burada yalnız şu kadar deriz ki:

Cenâb-ı Hak bize gayet karîbdir; biz Ondan gayet derecede uzağız. Nasıl ki güneş, elimizdeki âyine vâsıtasıyla bize gayet yakındır ve yerde herbir şeffâf şey, kendine bir nev'i arş ve bir çeşit menzil olur. Eğer güneşin şuûru olsaydı, bizimle âyinemiz vâsıtasıyla muhâbere ederdi. Fakat biz ondan dörtbin sene uzağız. Bilâ-teşbih velâ-temsîl; Şems-i Ezelî, herşeye herşeyden daha yakındır. Çünkü Vâcibü'l-Vücûddur, mekândan münezzehtir. Hiçbir şey Ona perde olamaz. Fakat herşey nihâyet derecede Ondan uzaktır.

İşte Mi'râcın uzun mesâfesiyle, ﴾ وَ نَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ ﴿ in ifâde ettiği mesâfesizliğin sırrıyla; hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın gitmesinde, çok mesâfeyi tayyederek gitmesi ve ân-ı vâhidde yerine gelmesi sırrı, bundan ileri geliyor. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Mi'râcı, Onun seyr ü sülûküdür, Onun ünvân-ı velâyetidir.

Ehl-i velâyet, nasıl ki seyr ü sülûk-i rûhâni ile kırk günden tâ kırk seneye kadar bir terakkî ile, derecât-ı îmâniyenin hakkalyakìn derecesine çıkıyor, öyle de; bütün evliyânın sultanı olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, değil yalnız kalbi ve rûhu ile, belki hem cismiyle, hem havâsıyla, hem letâifiyle; kırk seneye mukâbil kırk dakikada, velâyetinin kerâmet-i kübrâsı olan Mi'râcı ile bir cadde-i kübrâ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.