İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 275 / 507
275

Hususan zîhayat ile ve bilhassa nev'-i beşerle ve bilhassa sevdiği ve istihsân ettiği ehl-i kemâlin âlâmıyla daha ziyâde müteellim ve saâdetleriyle daha ziyâde mes'ûd olur. Hattâ şefkatli bir vâlide gibi, kendi saâdetini ve rahatını, onların saâdeti için fedâ eder.

İşte her mü'min derecesine göre, Nur-u Kur'ân ve sırr-ı îmân ile, bütün mevcûdâtın saâdetleriyle ve bekàlarıyla ve hiçlikten kurtulmalarıyla ve kıymetdâr mektûbat-ı Rabbâniye olmalarıyla mes'ûd olabilir; ve dünya kadar bir nur kazanabilir. Herkes derecesine göre bu nurdan istifade eder.

Eğer ehl-i dalâlet ise; kendi elemiyle beraber, bütün mevcûdâtın helâketiyle ve fenâsıyla ve zâhirî i'dâmlarıyla –zîrûh ise âlâmlarıyla– müteellim olur; yani onun küfrü, onun dünyasına adem doldurur; onun başına boşaltır; daha Cehenneme gitmeden Cehenneme gider.

Dördüncü Remiz

DÖRDÜNCÜ REMİZ: Çok yerlerde dediğimiz gibi, bir pâdişahın; sultan, halife, hâkim, kumandan gibi muhtelif ünvânlar ve sıfatlardan neş'et eden muhtelif ayrı ayrı devâir-i teşkilâtı olduğu gibi; Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsının, had ve hesaba gelmez türlü türlü tecelliyâtı vardır. Mahlûkatın tenevvü'leri ve ihtilâfları, o tecelliyâtın tenevvü'lerinden ileri geliyor. İşte her kemâl ve cemâl sâhibi, fıtraten cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca; o muhtelif esmâ dahi, dâimî ve sermedî oldukları için, dâimî bir sûrette Zât-ı Akdes hesabına tezâhür isterler; yani nakışlarını görmek isterler; yani kendi nakışlarının âyinelerinde cilve-i cemâllerini ve in'ikâs-ı kemâllerini görmek ve göstermek isterler; yani kâinât kitab-ı kebîrini ve mevcûdâtın muhtelif mektûbatını ânen feânen tazelendirmek; yani yeniden yeniye mânidâr yazmak; yani bir tek sahifede ayrı ayrı binler mektûbatı yazmak ve herbir mektûbu, Zât-ı Mukaddes ve Müsemmâ-yı Akdes’in nazar-ı şühûduna izhâr etmekle beraber; bütün zîşuûrun nazar-ı mütâlaasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler. Bu hakikate işâret eden şu hakikatli şiire bak:

Kitab-ı âlemin yaprakları, envâ'-ı nâ-ma'dûd,

Hurûf ile kelimâtı dahi, efrâd-ı nâ-mahdûd;

Yazılmış destgâh-ı Levh-i mahfûz-u hakikatte

Mücessem lafz-ı mânidârdır, âlemde her mevcûd.

تَاَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَاِنَّهَا ❀ مِنَ الْمَلَاِ الْاَعْلَى اِلَيْكَ رَسَائِلُ

Beşinci Remiz

BEŞİNCİ REMİZ: İki nüktedir.

#### Birinci Nükte

Birinci Nükte: Mâdem Cenâb-ı Hak var; herşey var. Mâdem Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücûda intisab var, herşey için bütün eşya var. Çünkü Vâcibü'l-Vücûda nisbetle herbir mevcûd, bütün mevcûdâta, vahdet sırrıyla bir irtibat peydâ eder. Demek; Vâcibü'l-Vücûda intisabını bilen veya intisabı bilinen

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.