ye's veriyor; kalbi müşevveş ediyor. Hem rüya dahi hayr iken, bazı aks-i hakikatle göründüğü için şer telâkki edilir, ye'se düşürür, kuvve-i maneviyeyi kırar, sû-i zan verir. Çok rüyalar var ki; sûreti dehşetli, zararlı, mülevves iken tâbiri ve mânâsı çok güzel oluyor. Herkes rüyanın sûretiyle mânâsının hakikati mâbeynindeki münâsebeti bulamadığı için lüzumsuz telâş eder, me'yûs olur, keder eder.
İşte yalnız bu cihet içindir ki, ehl-i hakikat gibi ve İmâm-ı Rabbânî misillû, başta; نَه شَبَـمْ نَه شَبْ پَرَسْتَـمْ dedim.
Üçüncüsü
Üçüncüsü: Hadîs-i sahîh ile nübüvvetin kırk cüz'ünden bir cüz'ü nevmde rüya-yı sâdıka sûretinde tezâhür etmiş. Demek rüya-yı sâdıka hem haktır, hem nübüvvetin vezâifine taalluku var. Şu Üçüncü Mes'ele, gayet mühim ve uzun ve nübüvvetle alâkadar ve derin olduğundan, başka vakte ta'lik ediyoruz; şimdilik o kapıyı açmıyoruz.
Dördüncüsü
Dördüncüsü: Rüya üç nev'idir. İkisi, tâbir-i Kur'ânla ﴾ اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ ﴿ da dâhildir, tâbire değmiyor. Mânâsı varsa da ehemmiyeti yok. Ya mîzâcın inhirafından, kuvve-i hayâliye şahsın hastalığına göre bir terkîbât, tasvirât yapıyor; yâhut gündüz veya daha evvel, hattâ bir-iki sene evvel aynı vakitte başına gelen müheyyic hâdisâtı, hayâl tahattur eder; ta'dil ve tasvir eder, başka bir şekil verir. İşte bu iki kısım ﴾ اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ ﴿ dir, tâbire değmiyor.
Üçüncü kısım ki, rüya-yı sâdıkadır. O, doğrudan doğruya mâhiyet-i insaniyedeki Latîfe-i Rabbâniye, âlem-i şehâdetle bağlanan ve o âlemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla, âlem-i gayba karşı bir münâsebet bulur, bir menfez açar. O menfez ile, vukû'a gelmeye hazırlanan hâdiselere bakar ve Levh-i Mahfûz’un cilveleri ve mektûbat-ı Kaderiyenin nümûneleri nev'inden birisine rastgelir, bazı vâkıât-ı hakîkiyeyi görür. Ve o vâkıâtta, bazen hayâl tasarruf eder, sûret libâsları giydirir. Bu kısmın çok envâ'ı ve tabakàtı var. Bazı aynen gördüğü gibi çıkar, bazen bir ince perde altında çıkıyor, bazen kalınca bir perde ile sarılıyor.
Hadîs-i şerîfte gelmiş ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bidâyet-i vahiyde gördüğü rüyalar, subhun inkişafı gibi zâhir, açık, doğru çıkıyordu.
Beşincisi
Beşincisi: Rüya-yı sâdıka, hiss-i kable'l-vukû'un fazla inkişafıdır. Hiss-i kable'l-vukû' ise, herkeste cüz'î-küllî vardır. Hattâ hayvanlarda dahi vardır. Hattâ bir zaman ben, bu hiss-i kable'l-vukû'u –zâhirî ve bâtınî meşhûr duygulara ilâve olarak– insanda ve hayvanda; “sâika” ve “şâika”
