İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 334 / 507
334

nâmıyla aynı “sâmia” ve “bâsıra” gibi iki hiss-i âheri ilmen bulmuştum. Ehl-i dalâlet ve ehl-i felsefe, o gayr-ı meşhûr hislere; –hatâ ederek– ahmakçasına “sevk-i tabîi” diyorlar. Hâşâ, sevk-i tabîi değil, belki bir nev'i “ilhâm-ı fıtrî” olarak insan ve hayvanı, kader-i İlâhî sevkediyor. Meselâ, kedi gibi bazı hayvan, gözü kör olduğu vakit, o sevk-i Kaderî ile gider, gözüne ilâç olan bir otu bulur, gözüne sürer, iyi olur.

Hem rû-yi zeminin sıhhiye memurları hükmünde ve bedevî hayvanatın cenazelerini kaldırmakla muvazzaf kartal gibi âkilü'l-lahm kuşlara, bir günlük mesâfeden bir hayvan cenazesinin vücûdu, o sevk-i Kaderî ile ve o hiss-i kable'l-vukû' ilhâmıyla ve o sâika-i İlâhî ile bildirilir ve bulurlar.

Hem yeni dünyaya gelmiş bir arı yavrusu; yaşı bir gün iken, havada bir günlük mesâfeye gider, havada izini kaybetmeyerek, o sevk-i kaderî ile ve o sâika ilhâmıyla döner, yuvasına girer. Hattâ herkesin başında çok defa tekerrür ediyor ki; birisinden bahsediyorken, ânî kapı açılarak, tahminin fevkınde aynı adam gelir. Hattâ Kürtçe durûb-u emsâldendir;

نَاڤِ گُرْبِينَه پَالاَنْدَارْ لِى وَرِينَـه Yani: “Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünkü kurt geliyor!” Demek bir hiss-i kable'l-vukû' ile, Latîfe-i Rabbâniye, icmâlen o adamın gelmesini hisseder. Fakat aklın şuûru ihâta etmediği için; kasden değil, ihtiyarsız olarak bahsetmeye sevkeder. Ehl-i ferâset bazen kerâmet gibi geldiğini beyân eder. Hattâ bir zaman bende şu nev'i hassâsiyet fazla idi. Bu hâli bir düstur içine almak istedim, fakat yakıştıramadım ve yapamadım. Fakat ehl-i salâhatte ve bâhusus ehl-i velâyette bu hiss-i kable'l-vukû' fazla inkişaf eder, kerâmetkârâne âsârını gösterir.

İşte umum avâm için dahi bir nev'i velâyete mazhariyet var ki –rüyayı sâdıkada– evliyâ gibi, gaybî ve istikbâlî olan şeyleri görüyorlar. Evet, uyku nasıl ki avâm için rüya-yı sâdıka cihetinde bir mertebe-i velâyet hükmündedir, öyle de; umum için, gayet güzel ve muhteşem bir sinema-i Rabbâniyenin seyrangâhıdır. Fakat güzel ahlâklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhaları görür. Fenâ ahlâklı fenâ düşündüğünden, fenâ levhaları görür. Hem herkes için, âlem-i şehâdet içinde, âlem-i gayba bakan bir penceredir. Hem mukayyed ve fânî insanlar için, saha-i ıtlâk bir meydân ve bir nev'i bekàya mazhar ve mâzi ve müstakbel, hâl hükmünde bir temâşâgâhtır. Hem tekâlif-i hayatiye altında ezilen ve meşakkat çeken zîrûhların istirahatgâhıdır.

İşte bu gibi sırlar içindir ki, Kur'ân-ı Hakîm ﴾ وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا ﴿ nev'indeki âyetlerle, hakikat-i nevmiyeyi ehemmiyetle ders veriyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.