semâviyenin (Hâşiye) [^11] yüzler işârâtı ve irhâsatın binler rumûzâtı ve hâtiflerin meşhûr beşârâtı ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı ve şakk-ı kamer gibi binler mu'cizâtının delâlâtı ve Şerîat’ın hakkâniyetiyle te'yid ve tasdik ettikleri gibi; zâtında gayet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi ve vazifesinde nihâyet hüsnündeki secâya-yı gâliyesi ve kemâl-i emniyeti ve kuvvet-i îmânını ve gayet itmi'nânını ve nihâyet vüsûkùnu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metâneti; da'vâsında nihâyet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor...
[^11]:(Hâşiye) Hüseyin-i Cisrî, Risale-i Hamîdiye'sinde, yüz ondört işârâtı o kitaplardan çıkarmıştır. Tahriften sonra bu kadar bulunsa, elbette daha evvel çok tasrîhât varmış.
Üçüncü Reşha
Üçüncü Reşha: Eğer istersen gel, Asr-ı Saâdet’e, Cezîretü'l-Arab’a gideriz. Hayâlen olsun Onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile mümtâz bir Zâtı görüyoruz ki; elinde mu'ciz-nümâ bir kitab, lisânında hakàik-âşinâ bir hitâb, bütün Benî Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdâta karşı, bir hutbe-i Ezeliyeyi tebliğ ediyor. Sırr-ı hilkat-i âlem olan muammâ-yı acîbânesini hall ve şerhedip ve sırr-ı kâinât olan tılsım-ı muğlakını feth ve keşfederek; bütün mevcûdâttan sorulan, bütün ukùlü hayret içinde meşgul eden, üç müşkül ve müdhiş suâl-i azîm olan: “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” suâllerine, mukni', makbûl cevab verir.
Dördüncü Reşha
Dördüncü Reşha: Bak, öyle bir ziyâ-yı hakikat neşreder ki, eğer Onun o nurânî dâire-i hakikat-i irşadından haric bir sûrette kâinâta baksan; elbette kâinâtın şeklini, bir mâtemhâne-i umumî hükmünde ve mevcûdâtı, birbirine ecnebî, belki düşman ve câmidâtı, dehşetli cenazeler ve bütün zevi'l-hayatı, zevâl ve firâkın sillesiyle ağlayan yetîmler hükmünde görürsün. Şimdi bak! Onun neşrettiği nur ile o mâtemhâne-i umumî, şevk u cezbe içinde bir zikirhâneye inkılâb etti. O ecnebî düşman mevcûdât, birer dost ve kardeş şekline girdi. O câmidât-ı meyyite-i sâmite; birer mûnis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı. Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici kimsesiz yetîmler; birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir sûretine girdi.
Beşinci Reşha
Beşinci Reşha: Hem o nur ile kâinâttaki harekât, tenevvüât, tebeddülât, tağayyürât; mânâsızlıktan ve abesiyetten ve tesâdüf oyuncaklığından çıkıp birer mektûbat-ı Rabbâniye, birer sahife-i âyât-ı tekvîniye, birer merâyâ-yı esmâ-i İlâhiye ve âlem dahi bir kitab-ı hikmet-i Samedâniye mertebesine çıktılar. Hem insanı, bütün hayvanatın mâdûnuna düşüren hadsiz za'f ve aczi, fakr ve ihtiyacâtı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden vâsıta-i nakl-i hüzün ve elem ve
