İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 388 / 507
388

altında bırakır. O sâir cihâzât-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini dâima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki, eskiden beri çok ehl-i velâyet, tekemmül için riyâzete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar.

Fakat, Ramazan-ı Şerîf orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki, sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sâir cihâzât, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerîfte melekî ve rûhâni eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerîfte mü'minler, derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürûrlara mazhar oluyorlar. Kalb ve rûh, akıl, sır gibi letâifin o mübârek ayda oruç vâsıtasıyla çok terakkiyât ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masûmâne gülüyorlar.

Dokuzuncu Nükte

DOKUZUNCU NÜKTE

Ramazan-ı Şerîfin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhûm rubûbiyetini kırmak ve aczini göstermekle, ubûdiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor, fir'avunâne kendi rubûbiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse o damar onda kalır. Fakat, açlıkla o damarı kırılır.

İşte Ramazan-ı Şerîfteki oruç, doğrudan doğruya nefsin fir'avunluk cebhesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.

Hadîsin rivâyetlerinde vardır ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki;

“Ben neyim, sen nesin?”

Nefis demiş:

“Ben benim, sen sensin!”

Azâb vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş:

Yine demiş:

“Ene... ene, ente... ente.”

Hangi nev'i azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş.

Sonra açlık ile azâb vermiş. Yani, aç bırakmış. Yine sormuş:

“Men ene, ve mâ ente?”

Nefis demiş: اَنْتَ رَبِّى الرَّحِيمُ ❀ وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجِزُ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.