Hattâ bir defa müdüre söylemiştim: “Fenâ niyetle geldiğin vakit seni yılan sûretinde görüyorum; dikkat et!” demiştim. Zâten selefini çok vakit öyle görüyordum. Demek şu zâhiren gördüğüm yılan ise, işârettir ki, hıyânetleri bu defa yalnız niyette kalmayacak, belki bilfiil bir tecâvüz sûretini alacak.
Bu defaki tecâvüz –çendan– zâhiren küçük imiş ve küçültülmek isteniliyor; fakat vicdânsız bir muallimin teşvikiyle ve iştirâkiyle o memurun verdiği emir; câmi içinde namazın tesbihâtında iken, “O misâfirleri getiriniz!” diye jandarmalara emretmiş. Maksad da beni kızdırmak; Eski Said damarıyla bu fevkalkanun, sırf keyfî muâmeleye karşı, kovmak ile mukàbele etmekti. Hâlbuki o bedbaht bilmedi ki: Said’in lisânında, Kur'ânın tezgâhından gelen bir elmas kılınç varken, elindeki kırık odun parçasıyla müdafaa etmez; belki o kılıncı böyle istimâl edecektir. Fakat jandarmaların akılları başlarında olduğu için; hiçbir devlet, hiçbir hükûmet namazda, câmide, vazife-i diniye bitmeden ilişmediği için, namaz ve tesbihâtın hitâmına kadar beklediler. Memur bundan kızmış; “Jandarmalar beni dinlemiyorlar” diye kır bekçisini arkasından göndermiş.
Fakat Cenâb-ı Hak, beni böyle yılanlarla uğraşmaya mecbur etmiyor. İhvânlarıma da tavsiyem budur ki: Zarûret-i kat'iyye olmadan, bunlarla uğraşmayınız. “Cevabü'l-ahmaki's-sükût” nev'inden, tenezzül edip onlarla konuşmayınız! Fakat buna dikkat ediniz ki; canavar bir hayvana karşı kendini zaîf göstermek, onu hücuma teşci' ettiği gibi; canavar vicdânı taşıyanlara karşı dahi dalkavukluk etmekle za'f göstermek, onları tecâvüze sevkeder. Öyle ise dostlar müteyakkız davranmalı, tâ dostların lâkaydlıklarından ve gafletlerinden, zındıka tarafdârları istifade etmesinler.
İkinci Nokta
İkinci Nokta:
﴾ وَلَا تَرْكَنُوا اِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ ﴿ âyet-i kerîmesi fermânıyla: Zulme, değil yalnız âlet olanı ve tarafdâr olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi, dehşetle ve şiddetle tehdid ediyor. Çünkü; rızâ-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rızâ da zulümdür.
İşte bir ehl-i kemâl, kâmilâne, şu âyetin çok cevâhirinden bir cevherini şöyle tâbir etmiştir:
Muîn-i zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir;
Köpektir zevk alan, sayyâd-ı bî-insafa hizmetten!
Evet; bazıları yılanlık ediyor, bazıları köpeklik ediyor... Böyle mübârek bir gecede, mübârek bir misâfirin, mübârek bir duâda iken, hafiyelik edip,
