İkinci Mesele
İkinci Mes'ele
Eski hocanın suâl ettiği “Üç Mes'ele”nin izâhatı, Risale-i Nurun eczâlarında vardır. Şimdilik icmâlî bir işâret edeceğiz:
Birinci Suâli: Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin-i Râzî’ye mektûbunda demiş: “Allah’ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır.” Bu ne demektir? Maksad nedir de soruyor?
Evvelâ: Ona okuduğun Yirmiikinci Sözün mukaddimesinde, tevhid-i hakîki ile tevhid-i zâhirînin farkındaki misâl ve temsîl, maksada işâret eder. Otuzikinci Sözün İkinci ve Üçüncü Mevkıfları ve Makàsıdları, o maksadı izâh eder.
Ve sâniyen: Usûlü'd-din imâmları ve ulemâ-i ilm-i kelâmın akàide dair ve vücûd-u Vâcibü'l-Vücûd ve Tevhid-i İlâhîye dair beyânâtları, Muhyiddin-i Arabî’nin nazarında kâfî gelmediği için, ilm-i kelâmın imâmlarından Fahreddin-i Râzî’ye öyle demiş.
Evet, ilm-i kelâm vâsıtasıyla kazanılan mârifet-i İlâhiye, mârifet-i kâmile ve huzur-u tam vermiyor. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın tarzında olduğu vakit, hem mârifet-i tâmmeyi verir; hem huzur-u etemmi kazandırır ki, İnşâallâh, Risale-i Nurun bütün eczâları, o Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın cadde-i nurânîsinde birer elektrik lambası hizmetini görüyorlar.
Hem, Muhyiddin-i Arabî’nin nazarına, Fahreddin-i Râzî’nin ilm-i kelâm vâsıtasıyla aldığı mârifetullâh ne kadar noksan görülüyor, öyle de; tasavvuf mesleğiyle alınan mârifet dahi, Kur'ân-ı Hakîm’den doğrudan doğruya veraset-i Nübüvvet sırrıyla alınan mârifete nisbeten o kadar noksandır. Çünkü, Muhyiddin-i Arabî mesleği, huzur-u dâimîyi kazanmak için لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ deyip, kâinâtın vücûdunu inkâr edecek bir tarza kadar gelmiş. Ve sâirleri ise, yine huzur-u dâimîyi kazanmak için لَا مَشْهُودَ اِلَّا هُوَ deyip, kâinâtı nisyan-ı mutlak altına almak gibi, acîb bir tarza girmişler.
Kur'ân-ı Hakîmden alınan mârifet ise, huzur-u dâimîyi vermekle beraber, ne kâinâtı mahkûm-u adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki, başıbozukluktan çıkarıp, Cenâb-ı Hak nâmına istihdam eder. Herşey mir'ât-ı mârifet olur. Sa'dî-i Şirazî’nin dediği gibi:
دَرْ نَظَرِ هُوشِيَارْ هَرْ وَرَقِى دَفْتَرِيسْتْ اَزْ مَعْرِفَتِ گِرْدِگَارْ
Herşeyde Cenâb-ı Hakk’ın mârifetine bir pencere açar.
