İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 419 / 507
419

Elcevab: Bu kıyâsın dahi, evvelki kıyâslar gibi farkı zâhirdir. Çünkü; Fransızlarda, hàvâs ve hükûmet adamları elinde çok zaman Din-i Hıristiyanî, bâhusus Katolik Mezhebi; bir vâsıta-i tahakküm ve istibdâd olmuştu. Hàvâs, o vâsıta ile nüfûzlarını avâm üzerinde idâme ediyorlardı. Ve “serseri” tâbir ettikleri avâm tabakasında intibâha gelen hamiyet-perverlerini ve hàvâs zâlimlerin istibdâdına karşı hücum eden hürriyet-perverlerin mütefekkir kısımlarını ezmeye vâsıta olduğundan ve dörtyüz seneye yakın Frengistan’da ihtilâller ile istirahat-i beşeriyeyi bozmağa ve hayat-ı ictimâiyeyi zîr ü zeber etmeye bir sebeb telâkki edildiğinden; o mezhebe, dinsizlik nâmına değil, belki Hıristiyanlığın diğer bir mezhebi nâmına hücum edildi. Ve tabaka-i avâmda ve feylesoflarda bir küsmek, bir adâvet hâsıl olmuştu ki; ma'lûm hâdise-i tarihiye vukû'a gelmiştir.

Hâlbuki: Din-i Muhammedî (A.S.M.) ve şerîat-ı İslâmiyeye karşı; hiçbir mazlumun, hiçbir mütefekkirin hakkı yoktur ki, ondan şekvâ etsin. Çünkü onları küstürmüyor, onları himâye ediyor. Tarih-i İslâm meydândadır. İslâmlar içinde bir-iki vukûâttan başka dâhilî muhârebe-i diniye olmamış. Katolik Mezhebi ise, dörtyüz sene ihtilâlât-ı dâhiliyeye sebeb olmuş.

Hem İslâmiyet, hàvâstan ziyâde avâmın tahassungâhı olmuştur. Vücûb-u zekât ve hurmet-i ribâ ile; hàvâssı, avâmın üstünde müstebid yapmak değil, bir cihette hàdim yapıyor!..

سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ ❀ خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ diyor.

Hem Kur'ân-ı Hakîm lisânıyla;

﴿ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴾ ﴿ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ﴾ اَفَلَا يَتَفَكَّرُونَ

gibi kudsî havâleler ile, aklı istişhâd ediyor ve îkaz ediyor ve akla havâle ediyor, tahkîke sevkediyor. Onun ile, ehl-i ilim ve ashâb-ı akla, din nâmına makam veriyor; ehemmiyet veriyor. Katolik mezhebi gibi aklı azletmiyor, ehl-i tefekkürü susturmuyor; körü körüne taklid istemiyor.

Hakîki Hıristiyanlık değil, belki şimdiki Hıristiyan dininin esâsıyla İslâmiyetin esâsı mühim bir noktadan ayrıldığından; sâbık farklar gibi çok cihetlerle ayrı ayrı gidiyorlar. O mühim nokta şudur:

İslâmiyet, tevhid-i hakîki dinidir ki; vâsıtaları, esbâbları iskàt ediyor. Enâniyeti kırıyor, ubûdiyet-i hàlisa te'sis ediyor. Nefsin rubûbiyetinden tut, tâ her nev'i rubûbiyet-i bâtılayı kat'ediyor, reddediyor. Bu sır içindir ki; hàvâstan bir büyük insan tam dindar olsa, enâniyeti terketmeye mecbur olur. Enâniyeti terketmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terkeder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.