–Katolik Mezhebi’ne göre – ehl-i bid'a ve Mu'tezile telâkki edilen Protestanlık Mezhebi’ni iltizam edip, Fransızların İhtilâl-i Kebîrinden istifade ederek, Katolik Mezhebini kısmen tahrib edip, Protestanlığı ilân ettiler.
İşte, körü körüne taklidciliğe alışan buradaki hamiyet-fürûşlar diyorlar ki: “Mâdem Hıristiyan dininde böyle bir inkılâb oldu; bidâyette inkılâpçılara mürted denildi, sonra Hıristiyan olarak yine kabûl edildi. Öyle ise, İslâmiyette de böyle dinî bir inkılâb olabilir?..”
Elcevab: Bu kıyâsın, Birinci İşâretteki kıyâstan daha ziyâde farkı zâhirdir. Çünkü Din-i İsevî’de, yalnız esâsât-ı diniye Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’dan alındı. Hayat-ı ictimâiyeye ve fürûât-ı şer'iyeye dair ekser ahkâmlar, Havâriyyûn ve sâir rüesâ-yı rûhâniye tarafından teşkil edildi. Kısm-ı a'zamı, kütüb-ü sâbıka-i mukaddeseden alındı. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm dünyaca hâkim ve sultan olmadığından ve kavânîn-i umumiye-i ictimâiyeye merci' olmadığından; esâsât-ı diniyesi, hàriçten bir libâs giydirilmiş gibi şerîat-ı Hıristiyaniye nâmına örfî kanunlar, medenî düsturlar alınmış, başka bir sûret verilmiş. Bu sûret tebdil edilse, o libâs değiştirilse, yine Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın esâs dini bâkî kalabilir. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ı inkâr ve tekzîb çıkmaz.
Hâlbuki; din ve şerîat-ı İslâmiyenin sâhibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, iki cihanın sultanı, şark ve garb ve Endülüs ve Hind, birer taht-ı saltanatı olduğundan; Din-i İslâm’ın esâsâtını bizzat kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruâtını ve sâir ahkâmını, hattâ en cüz'î âdâbını dahi bizzat O getiriyor. O haber veriyor, O emir veriyor. Demek, fürûât-ı İslâmiye, değişmeye kàbil bir libâs hükmünde değil ki; onlar tebdil edilse, esâs din bâkî kalabilsin... Belki; esâs-ı dine bir cesettir, lâakal bir cilttir. Onunla imtizaç ve iltiham etmiş; kàbil-i tefrik değildir. Onları tebdil etmek, doğrudan doğruya Sâhib-i Şerîatı inkâr ve tekzîb etmek çıkar.
Mezâhibin ihtilâfı ise: Sâhib-i Şerîatın gösterdiği nazarî düsturların tarz-ı tefehhümünden ileri gelmiştir. “Zarûriyât-ı diniye” denilen ve kàbil-i te'vil olmayan ve “muhkemât” denilen düsturları ise, hiçbir cihette kàbil-i tebdil değildir ve medâr-ı ictihâd olamaz. Onları tebdil eden, başını dinden çıkarıyor; يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الْقَوْسِ kaidesine dâhil oluyor.
Ehl-i bid'a, dinsizliklerine ve ilhâdlarına şöyle bir bahâne buluyorlar. Diyorlar ki: “Âlem-i insaniyetin müteselsil hâdisâtına sebeb olan Fransız İhtilâl-i Kebîri’nde, papazlara ve rüesâ-yı rûhâniyeye ve onların mezheb-i hàssı olan Katolik mezhebine hücum edildi ve tahrib edildi. Sonra çoklar tarafından tasvîb edildi. Frenkler dahi, ondan sonra daha ziyâde terakkî ettiler?..”
