İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 407 / 507
407

Altıncı tâife, gençlerdir. Bu gençlerin gençlikleri eğer dâimî olsaydı; menfî milliyetle onlara içirdiğiniz şarabın muvakkat bir menfaati, bir fâidesi olurdu. Fakat o gençliğin lezzetli sarhoşluğu; ihtiyarlıkla elemle ayılması ve o tatlı uykunun ihtiyarlık sabahında esefle uyanmasıyla, o şarabın humârı ve sıkıntısı onu çok ağlattıracak ve o lezzetli rüyanın zevâlindeki elem, ona çok hazîn teessüf ettirecek. “Eyvâh! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti, hem müflis olarak kabre gidiyorum; keşke aklımı başıma alsaydım!” dedirecek. Acaba bu tâifenin hamiyet-i milliyeden hissesi, az bir zamanda muvakkat bir keyf görmek için, pek uzun bir zamanda teessüfle ağlattırmak mıdır? Yoksa onların saâdet-i dünyeviyeleri ve lezzet-i hayatiyeleri, o güzel, şirin gençlik ni'metinin şükrünü vermek sûretinde, o ni'meti sefâhet yolunda değil, belki istikamet yolunda sarfetmekle; o fânî gençliği, ibâdetle ma'nen ibkà etmek ve o gençliğin istikametiyle dâr-ı saâdette ebedî bir gençlik kazanmakta mıdır? Zerre mikdar şuûrun varsa söyle!..

Elhâsıl: Eğer Türk Milleti, yalnız altıncı tâife olan gençlerden ibaret olsa ve gençlikleri dâimî kalsa ve dünyadan başka yerleri bulunmasa; sizin Türkçülük perdesi altındaki frenk-meşrebâne harekâtınız, hamiyet-i milliyeden sayılabilirdi; benim gibi hayat-ı dünyeviyeye az ehemmiyet veren.. ve unsuriyet fikrini, frengî illeti gibi bir maraz telâkki eden.. ve gençleri nâmeşrû keyf ve hevesâttan men'e çalışan.. ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama, “O Kürd’dür, arkasına düşmeyiniz.” diyebilirdiniz ve demeye bir hak kazanabilirdiniz. Fakat, mâdemki Türk nâmı altında olan şu vatan evlâdı, sâbıkan beyân edildiği gibi altı kısımdır. Beş kısma zarar vermek ve keyiflerini kaçırmak, yalnız bir tek kısma muvakkat ve dünyevî ve âkıbeti meş'ûm bir keyif vermek, belki sarhoş etmek; elbette o Türk Milleti’ne dostluk değil, düşmanlıktır.

Evet, ben unsurca Türk sayılmıyorum; fakat, Türklerin ehl-i takvâ tâifesine ve musîbet-zedeler kısmına ve ihtiyarlar sınıfına ve çocuklar tâifesine ve zaîfler ve fakirler zümresine bütün kuvvetimle ve kemâl-i iştiyakla müşfikâne ve uhuvvetkârâne çalışmışım ve çalışıyorum. Altıncı tâife olan gençleri dahi, hayat-ı dünyeviyesini zehirlettirecek ve hayat-ı uhreviyesini mahvedecek ve bir saat gülmeye bedel, bir sene ağlamayı netice veren harekât-ı nâmeşrûadan vazgeçirmek istiyorum. Yalnız bu altı-yedi sene değil, belki yirmi senedir Kur'ândan ahzedip Türkçe lisânıyla neşrettiğim âsâr meydândadır.

Evet Lillâhi'l-Hamd, Kur'ân-ı Hakîm’in mâden-i envârından iktibas edilen âsâr ile, ihtiyar tâifesinin en ziyâde istedikleri nur gösteriliyor. Musîbet-zedelerin ve hastaların tiryâk gibi en nâfi' ilâçları, eczâhâne-i kudsiye-i Kur'âniyede gösteriliyor. Ve ihtiyarları en ziyâde düşündüren kabir kapısı, rahmet kapısı olduğu ve i'dâm kapısı olmadığı, o envâr-ı Kur'âniye ile gösterildi. Ve çocukların nâzik kalblerinde hadsiz mesâib

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.