İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 406 / 507
406

zâhiren terakkî denilen şimdiki nev'i hareketinizde midir? Ve uhrevî nur, sinemada mıdır? Ve hakîki tesellî, tiyatroda mıdır? Bu bîçâre ihtiyarlar hamiyetten hürmet isterlerken, manevî bıçakla o bîçâreleri kesmek hükmünde ve “İ'dâm-ı ebedîye sevkediliyorsunuz.” fikrini vermek ve rahmet kapısı tasavvur ettikleri kabir kapısını; ejderha ağzına çevirmek, “Sen oraya gideceksin” diye manevî kulağına üflemek; hamiyet-i milliye ise böyle hamiyetten yüzbin defa El-iyâzü Billâh!

Dördüncü tâife ki, çocuklardır. Bunlar, hamiyet-i milliyeden merhamet isterler, şefkat beklerler. Bunlar da, za'f ve acz ve iktidarsızlık noktasında; merhametkâr, kudretli bir Hàlık’ı bilmekle rûhları inbisat edebilir, isti'datları mes'ûdâne inkişaf edebilir. İleride, dünyadaki müdhiş ehvâl ve ahvâle karşı gelebilecek bir tevekkül-ü îmânî ve teslîm-i İslâmî telkinâtıyla o masûmlar hayata müştâkàne bakabilirler. Acaba, alâkaları pek az olduğu terakkiyât-ı medeniye dersleri ve onların kuvve-i maneviyesini kıracak ve rûhlarını söndürecek, nursuz sırf maddî, felsefî düsturların ta'liminde midir? Eğer insan bir cesed-i hayvanîden ibaret olsaydı ve kafasında akıl olmasaydı; belki bu masûm çocukları muvakkaten eğlendirecek terbiye-i medeniye tâbir ettiğiniz ve terbiye-i milliye süsü verdiğiniz bu frengî usûl, onlara çocukçasına bir oyuncak olarak, dünyevî bir menfaati verebilirdi. Mâdemki o masûmlar hayatın dağdağalarına atılacaklar, mâdemki insandırlar; elbette küçük kalblerinde çok uzun arzuları olacak ve küçük kafalarında, büyük maksadlar tevellüd edecek. Mâdem hakikat böyledir; onlara şefkatin muktezâsı, gayet derecede fakr ve aczinde, gayet kuvvetli bir nokta-i istinâdı ve tükenmez bir nokta-i istimdâdı; kalblerinde îmân-ı billâh ve îmân-ı bil'âhiret sûretiyle yerleştirmek lâzımdır. Onlara şefkat ve merhamet bununla olur. Yoksa, divâne bir vâlidenin, veledini bıçakla kesmesi gibi, hamiyet-i milliye sarhoşluğuyla, o bîçâre masûmları ma'nen boğazlamaktır. Cesedini beslemek için, beynini ve kalbini çıkarıp ona yedirmek nev'inden, vahşiyâne bir gadirdir, bir zulümdür!

Beşinci tâife, fakirler ve zaîfler tâifesidir. Acaba, hayatın ağır tekâlifini fakirlik vâsıtasıyla elîm bir tarzda çeken fakirlerin ve hayatın müdhiş dağdağalarına karşı çok müteessir olan zaîflerin, hamiyet-i milliyeden hisseleri yok mudur? Bu bîçârelerin ye'sini ve elemini arttıran ve sefîh bir kısım zenginlerin mel'abe-i hevesâtı ve zâlim bir kısım kavîlerin vesile-i şöhret ve şekàveti olan frenk-meşrebâne ve perde-bîrûnâne ve fir'avunâne medeniyet-perverlik nâmı altında yaptığınız harekâtta mıdır? Bu bîçâre fukaraların fakirlik yarasına merhem ise; unsuriyet fikrinden değil, belki İslâmiyetin eczâhâne-i kudsiyesinden çıkabilir. Zaîflerin kuvveti ve mukâvemeti, karanlık ve tesâdüfe bağlı, şuûrsuz tabîi felsefeden alınmaz; belki hamiyet-i İslâmiye ve kudsî İslâmiyet milliyetinden alınır!..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.