İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 202 / 507
202

bir elçi vâsıtasıyla umum zîşuûrlara açtırmak istemesine mukâbil; en vâzıh bir sûrette ve en a'zamî bir derecede hakàik-ı Kur'âniye vâsıtasıyla o tılsımı açan ve o muammâyı halleden, yine bilbedâhe O Zâttır.

Hem şu âlemin Sâni'-i Zülcelâl’i, bütün güzel masnûâtıyla kendini zîşuûr olanlara tanıttırması ve kıymetli ni'metler ile kendini onlara sevdirmesi bizzarûre onun mukâbilinde, zîşuûr olanlara marziyâtı ve arzu-yu İlâhiyelerini bir elçi vâsıtasıyla bildirmesini istemesine mukâbil; en a'lâ ve ekmel bir sûrette Kur'ân vâsıtasıyla o marziyât ve arzuları beyân eden ve getiren, yine bilbedâhe O Zâttır.

Hem Rabbü'l-Âlemîn, meyve-i âlem olan insana, âlemi içine alacak bir vüs'at-i isti'dat verdiğinden ve bir ubûdiyet-i külliyeye müheyyâ ettiğinden ve hissiyatça kesrete, dünyaya mübtelâ olduğundan; bir rehber vâsıtasıyla yüzlerini kesretten vahdete, fânîden bâkîye çevirmek istemesine mukâbil; en a'zam bir derecede, en eblâğ bir sûrette Kur'ân vâsıtasıyla, en ahsen bir tarzda rehberlik eden ve risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda îfâ eden, yine bilbedâhe O Zâttır.

İşte, mevcûdâtın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinde en eşref olan zîşuûr ve zîşuûr içinde en eşref olan hakîki insan ve hakîki insan içinde geçmiş vezâifi en a'zamî bir derecede en ekmel bir sûrette îfâ eden zât; elbette bir mi'râc-ı a'zam ile Kàb-ı Kavseyn’e çıkacak, saâdet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmeti açacak, îmânın hakàik-ı gaybiyesini görecek; yine O olacaktır.

Sâbian: Bilmüşâhede şu masnûâtta; gayet güzel tahsinat, nihâyet derecede süslü tezyînât vardır. Ve bilbedâhe şöyle tahsinat ve tezyînât, onların Sâni'inde gayet şiddetli bir irâde-i tahsin ve kasd-ı tezyîn var olduğunu gösterir. Ve irâde-i tahsin ve tezyîn ise, bizzarûre o Sâni'de, san'atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir. Ve masnûât içinde en câmi' ve letâif-i san'atı birden kendinde gösteren ve bilen ve bildiren ve kendini sevdiren ve başka masnûâttaki güzellikleri “Mâşâallâh!” deyip istihsân eden, bilbedâhe, o san'at-perver ve san'atını çok seven Sâni'in nazarında en ziyâde mahbûb O olacaktır.

İşte, masnûâtı yaldızlayan mezâyâ ve mehâsine ve mevcûdâtı ışıklandıran letâif ve kemâlâta karşı “Sübhânallâh! Mâşâallâh! Allâhuekber!” diyerek semâvâtı çınlattıran ve Kur'ânın nağamâtıyla kâinâtı velveleye verdiren; istihsân ve takdir ile, tefekkür ve teşhîr ile, zikir ve tevhid ile berr ve bahri cezbeye getiren, yine bilmüşâhede O Zâttır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.