Hâmisen: Dost ve düşmanın ittifakıyla; ahlâk-ı hasenenin, şahsında en yüksek derecede ve bütün muâmelâtının şehâdetiyle, secâya-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğâtında en àlî bir derecede ve Din-i İslâmdaki mehâsin-i ahlâkın şehâdetiyle, Şerîatında en àlî hisâl-i hamîde, en mükemmel derecede bulunduğunu ehl-i insaf ve dikkat tereddüd etmez.
Sâdisen: Onuncu Söz’ün İkinci İşâretinde işâret edildiği gibi; Ulûhiyet, muktezâ-yı hikmet olarak tezâhür istemesine mukâbil; en a'zamî bir derecede Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) dinindeki a'zamî ubûdiyetle en parlak bir derecede göstermiştir.
Hem Hàlık-ı âlemin nihâyet kemâldeki cemâlini, bir vâsıta ile muktezâ-yı hikmet ve hakikat olarak göstermek istemesine mukâbil, en güzel bir sûrette gösterici ve ta'rif edici, bilbedâhe yine O Zâttır.
Hem Sâni'-i âlemin nihâyet cemâlde olan kemâl-i san'atı üzerine enzâr-ı dikkati celbetmek, teşhîr etmek istemesine mukâbil; en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşâhede O Zâttır.
Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakàtında vahdâniyeti ilân etmek istemesine mukâbil; en a'zamî bir derecede bütün merâtib-i Tevhidi ilân eden, yine bizzarûre O Zâttır.
Hem Sâhib-i âlemin, nihâyet derecede âsârındaki cemâlin işâretiyle, nihâyetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemâlinin mehâsinini ve hüsnünün letâifini âyinelerde muktezâ-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukâbil; en şa'şaalı bir sûrette âyinedârlık eden ve gösteren ve sevip başkasına sevdiren, yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu saray-ı âlemin Sâni'i, gayet hàrika mu'cizeler ile ve gayet kıymetdâr cevherler ile dolu hazine-i gaybiyelerini izhâr ve teşhîr istemesi.. ve onlarla kemâlâtını ta'rif etmek ve bildirmek istemesine mukâbil; en a'zamî bir sûrette teşhîr edici, tavsif edici ve ta'rif edici yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu kâinâtın Sâni'i, şu kâinâtı, envâ'-ı acâib ve zînetlerle süslendirmek sûretinde yapması.. ve zîşuûr mahlûkatını seyir ve tenezzüh ve ibret ve tefekkür için ona idhal etmesi.. ve muktezâ-yı hikmet olarak onlara, o âsâr ve sanâyiin mânâlarını, kıymetlerini, ehl-i temâşâ ve tefekküre bildirmek istemesine mukâbil; en a'zamî bir sûrette cin ve inse belki rûhânilere ve melâikelere de Kur'ân-ı Hakîm vâsıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu kâinâtın Hâkim-i Hakîmi, şu kâinâtın tahavvülâtındaki maksad ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlakını.. ve mevcûdâtın; nereden, nereye ve ne oldukları olan şu üç suâl-i müşkülün muammâsını,
