İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 161 / 507
161

demektir. Fahr-i Âlem ünvânı ise, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın en meşhûr ünvânıdır.

Yine İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb ve yedinci âyeti şudur: “Amma ben, size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim, size fâidelidir. Zîra ben gitmeyince, tesellîci size gelmez.” İşte bakınız! Reis-i Âlem ve insanlara hakîki tesellî veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kimdir? Evet Fahr-i Âlem O’dur ve fânî insanları i'dâm-ı ebedîden kurtarıp tesellî veren O’dur.

Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb, sekizinci âyeti: “O dahi geldikte; dünyayı günaha dair, salâha dair ve hükme dair ilzam edecektir.” İşte, dünyanın fesâdını salâha çeviren ve günahlardan ve şirkten kurtaran ve siyaset ve hâkimiyet-i dünyayı tebdil eden Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kim gelmiş?

Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb, Onbirinci âyet: “Zîra bu âlemin reisinin gelmesinin hükmü gelmiştir.” İşte “Âlemin Reisi” (Hâşiye) [^5] elbette Seyyidü'l-Beşer olan Ahmed-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır.

[^5]: (Hâşiye) Evet o Zât, öyle bir reis ve sultandır ki; binüçyüz elli senede ve ekser asırlardan herbir asırda, lâakal üçyüz elli milyon tebaası ve raiyeti var. Kemâl-i teslîm ve inkıyadla, evâmirine itâat ederler, her gün Ona selâm etmekle tecdîd-i bîat ederler.

Hem İncil-i Yuhanna, Onikinci Bâb ve onüçüncü âyet: “Amma O Hak rûhu geldiği zaman, sizi bilcümle hakikate irşad edecektir. Zîra kendisinden söylemiyor. Bilcümle, işittiğini söyleyerek, gelecek nesnelerden size haber verecek.” İşte bu âyet sarîhtir. Acaba umum insanları birden hakikate dâvet eden ve her haberini vahiyden veren ve Cebrâil’den işittiğini söyleyen ve kıyâmet ve âhiretten tafsîlen haber veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kimdir? Ve kim olabilir?

Hem kütüb-ü enbiyâda, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Muhammed, Ahmed, Muhtar mânâsında; Süryânî ve İbranî isimleri var. İşte Hazret-i Şuayb’ın suhufunda ismi, Muhammed mânâsında: مُشَفَّحْ dır. Hem Tevrat’ta yine Muhammed mânâsında: مُنْحَمَنَّا hem Nebiyyü'l-Harem mânâsında: حِمْيَاطَا Zebûr’da El-Muhtar ismiyle müsemmâdır. Yine Tevrat’ta: اَلْخَاتَمُ الْخَاتَمْ hem Tevrat’ta ve Zebûr’da: مُقِيمُ السُّنَّةِ Hem Suhuf-u İbrahim ve Tevrat’ta: مَازْمَازْ dır. Hem Tevrat’ta: اَحْيَدْ dir.

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş:

اِسْمِى فِى الْقُرْآنِ مُحَمَّدٌ، وَفِى الْاِنْجِيلِ اَحْمَدُ، وَفِى التَّوْرٰيةِ اَحْيَدُ buyurmuştur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.