çoğu ma'nen mütevâtir ve bir kısmı dahi, ehl-i tahkîk onların sıhhatine ittifak etmesiyle, mütevâtir gibi kat'î denilebilir.
İşte –nakl-i sahîh-i kat'î ile– ashâbına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz; hem Feth-i Mekke, hem Feth-i Hayber, hem Feth-i Şam, hem Feth-i Irak, hem Feth-i İran, hem Feth-i Beytü'l-Makdis’e muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rûm pâdişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz!..” Haber vermiş, hem “tahminim böyle veya zannederim” dememiş. Belki görür gibi kat'î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Hâlbuki, haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş. Sahâbeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.
Hem –nakl-i sahîh-i kat'î ile– çok defa fermân etmiş:
عَلَيْكُمْ بِسِيرَةِ الَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِى اَبِى بَكْرٍ وَعُمَرَ deyip, Ebû Bekir ve Ömer kendinden sonraya kalacaklar, hem halife olacaklar, hem mükemmel bir sûrette ve rızâ-i İlâhî ve marzî-i Nebevî dâiresinde hareket edecekler... Hem Ebû Bekir az kalacak; Ömer çok kalacak ve pek çok fütûhât yapacak.
Hem fermân etmiş ki:
زُوِيَتْ لِىَ الْاَرْضُ فَاُرِيتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَسَيَبْلُغُ مُلْكُ اُمَّتِى مَا زُوِىَ لِى مِنْهَا
deyip: “Şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet, o kadar mülk zabtetmemiş.” Haber verdiği gibi çıkmış.
Hem –nakl-i sahîh-i kat'î ile– Gazâ-i Bedir’den evvel fermân etmiş:
هٰذَا مَصْرَعُ اَبِى جَهْلٍ، هٰذَا مَصْرَعُ عُتْبَةَ، هٰذَا مَصْرَعُ اُمَيَّةَ، هٰذَا مَصْرَعُ فُلاَنٍ وَفُلاَنٍ
deyip, müşrik-i Kureyş’in reislerinin herbiri nerede katledileceğini göstermiş ve demiş: “Ben kendi elimle Übeyy İbn-i Halef’i öldüreceğim.” Haber verdiği gibi çıkmış.
Hem –nakl-i sahîh-i kat'î ile– bir ay uzak mesâfede, Şam etrafında, “Mûte” nâm mevkideki gazve-i meşhûrede muhârebe eden sahâbelerini görür gibi fermân etmiş:
اَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَاُصِيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا اِبْنُ رَوَاحَةَ فَاُصِيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا جَعْفَرُ فَاُصِيبَ، ثُمَّ اَخَذَهَا سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللّٰهِ
