İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 93 / 507
93

fakat gâibden ona bildirilmiş ki: Murad-ı İlâhî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murad-ı İlâhîye tâbi olmuş.” Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki:

Vefât-ı Nebevî’den sonra, en ziyâde ittifak ve ittihâda gelmeye muhtaç olan sahâbeler; eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali’nin hilâfeti zamanında zuhûra gelen hâdisâtın şehâdetiyle ve Hazret-i Ali’nin mümâşâtsız, pervâsız, zâhidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgîr-i âlem şecâati itibariyle, çok zâtlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip, tefrikaya sebeb olmak kaviyen muhtemeldi.

Hem Hazret-i Ali’nin hilâfetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvâmın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhis­salâtü Vesselâm’ın haber verdiği gibi, sonra inkişaf eden yetmişüç fırka efkârının esâslarını taşıyan o akvâm içinde, fitne-engîz hâdisâtın zuhûru zamanında, Hazret-i Ali gibi hàrikulâde bir cesâret ve ferâset sâhibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzım idi ki, dayanabilsin. Evet dayandı... Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın haber verdiği gibi: “Ben Kur'ânın tenzîli için harbettim, sen de te'vili için harbedeceksin!”

Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-u Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Hâlbuki karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyt’i gördükleri için, onlara karşı muvâzeneye gelmek ve Ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhâfaza etmek için ister istemez Emeviye Devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvîbleriyle etbâ'ları ve tarafdârları, bütün kuvvetleriyle hakàik-ı İslâmiyeyi ve hakàik-ı îmâniyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhâfazaya ve neşre çalıştılar. Yüzbinlerle müçtehidîn-i muhakkìkîn ve muhaddisîn-i kâmilin ve evliyâlar ve asfiyâlar yetiştirdiler. Eğer karşılarında, Âl-i Beyt’in gayet kuvvetli velâyet ve diyânet ve kemâlâtı olmasaydı, Abbâsîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyen muhtemeldi.

Eğer denilse: “Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevî’de takarrür etmedi? Hâlbuki en ziyâde lâyık ve müstehak onlardı?”

Elcevab: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakàik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhâfazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi masûm olmalı, veyâhut Hulefâ-yı Râşidîn ve Ömer İbn-i Abdülazîz-i Emevî ve Mehdi-i Abbâsî gibi hàrikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Hâlbuki, Mısır’da Âl-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fâtımiye Hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran’da Safevî’ler Devleti gösteriyor ki; saltanat-ı dünyeviye, Âl-i Beyt’e yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.