Elcevab: O mübârek zât, siyaset ve saltanattan ziyâde, daha çok mühim, başka vazifelere lâyık idi. Eğer tam muvaffakıyet-i siyâsiye ve tamam saltanat olsaydı, “Şah-ı Velâyet” ünvân-ı mânidârını bihakkın kazanamayacaktı. Hâlbuki zâhirî ve siyâsî hilâfetin pek çok fevkınde manevî bir saltanat kazandı ve Üstad-ı Küll hükmüne geçti; hattâ kıyâmete kadar saltanat-ı manevîsi bâkî kaldı.
Amma Hazret-i İmâm-ı Ali’nin vak'a-i Sıffîn’de, Hazret-i Muâviye’nin tarafdârlarıyla muhârebesi ise, hilâfet ve saltanatın muhârebesidir. Yani: Hazret-i İmâm-ı Ali, ahkâm-ı dinî ve hakàik-ı İslâmiyeyi ve âhireti esâs tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyâtlarını onlara fedâ ediyordu. Hazret-i Muâviye ve tarafdârları ise; hayat-ı ictimâiye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azîmeti bırakıp, ruhsatı iltizam ettiler; siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hatâya düştüler.
Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücâdeleleri ise, din ile milliyet muhârebesi idi. Yani: Emevîler, Devlet-i İslâmiyeyi, Arab milliyeti üzerine istinâd ettirip râbıta-i İslâmiyeti, râbıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler.
Birisi: Milel-i sâireyi rencîde ederek tevhiş ettiler.
Diğeri: Unsuriyet ve milliyet esâsları, adâleti ve hakkı takib etmediğinden zulmeder. Adâlet üzerine gitmez. Çünkü; unsuriyet-perver bir hâkim, millettaşını tercih eder, adâlet edemez.
اَلْاِسْلاَمِيَّةُ جَبَّتِ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَ لاَ فَرْقَ بَيْنَ عَبْدٍ حَبَشِىٍّ وَسَيِّدٍ قُرَيْشِىٍّ اِذَا اَسْلَمَا
fermân-ı kat'îsiyle; râbıta-i diniye yerine râbıta-i milliye ikame edilmez; edilse, adâlet edilmez, hakkâniyet gider.
İşte Hazret-i Hüseyin, râbıta-i diniyeyi esâs tutup, muhikk olarak onlara karşı mücâdele etmiş, tâ makam-ı şehâdeti ihrâz etmiş.
Eğer denilse: Bu kadar haklı ve hakikatli olduğu hâlde, neden muvaffak olmadı? Hem neden kader-i İlâhî ve Rahmet-i İlâhiye onların fecî bir âkıbete uğramasına müsâade etmiş?
Elcevab: Hazret-i Hüseyin’in yakın tarafdârları değil, fakat cemâatine iltihak eden sâir milletlerde, yaralanmış gurur-u milliyeleri cihetiyle Arab milletine karşı bir fikr-i intikam bulunması, Hazret-i Hüseyin ve tarafdârlarının sâfî ve parlak mesleklerine halel verip, mağlûbiyetlerine sebeb olmuş.
