| |Sayfa No|
|:-:|:-:|
|YİRMİDÖRDÜNCÜ MEKTÛB
Kâinâtın tılsım-ı acîbini ve müşkül muammâsının en mühim bir sırrını keşf ve halleden bir mektûbdur ve en mühim bir suâlin cevabıdır. (Hâşiye) [^3] Şöyle ki:
“Esmâ-i İlâhiyenin a'zamlarından olan İsm-i Rahîm, Hakîm, Vedûd’un iktiza ettikleri şefkat-perverâne ve maslahatkârâne ve muhabbetdârâne taltifleri; ne sûretle pek müdhiş ve muvahhiş olan mevt ve adem ile, zevâl ve firâk ile, musîbet ve meşakkat ile tevfik edilir?” diye suâlin cevabında, tılsım-ı kâinâtın üçüncü muammâsını halleden ve kâinâttaki dâimî fa'âliyetin muktezâsını ve esbâb-ı mûcibesini gösteren “Beş Remiz” ile ve gayelerini ve fâidelerini isbât eden “Beş İşâret” ile cevab veriyor. Şu mektûb “İki Makam”dır. Birinci Makamı “Beş Remiz”dir.|[271](/mektubat/yirmidördüncü-mektûb/928/3/271/294#2712)|
|BİRİNCİ REMİZ
İsbât ediyor ki: Sâni'-i Hakîm ne yaparsa haktır. Hiçbir şey ve hiçbir zîhayat, Ona karşı hak da'vâ edemediğini ve “Haksız bir iş oldu” diyemediğinin sırrını, kat'î bir tarzda isbât eder.|[271](/mektubat/yirmidördüncü-mektûb/928/3/271/294#2712)|
|İKİNCİ REMİZ
Hayret-nümâ, dehşet-engîz, dâimî bir sûretteki fa'âliyet-i Rabbâniyenin sırrını ve halk ve tebdil-i eşyadaki hikmet-i azîmesini beyân ediyor ve en mühim bir muammâ-yı hilkati hallediyor.|[273](/mektubat/yirmidördüncü-mektûb/928/3/271/294#2732)|
|ÜÇÜNCÜ REMİZ
Zevâle giden eşya ademe gitmediğini, belki dâire-i kudretten dâire-i ilme geçtiğini ve eşyadaki hüsün ve cemâle ait istihsân ve şeref ve makam, esmâ-i İlâhiyeye ait olduğunu gayet güzel bir sûrette isbât eder.|[274](/mektubat/yirmidördüncü-mektûb/928/3/271/294#2742)|
|DÖRDÜNCÜ REMİZ
Mevcûdâtın mütemâdiyen tebeddül ve tağayyür etmeleri; bir tek sahifede, her dakikada ayrı ayrı ve mânidâr mektûbları yazmak nev'inden, sahife-i kâinâtta esmâ-i İlâhiyenin cilveleriyle yazılan cemâl ve celâl ve kemâl-i İlâhiyenin hadsiz âyâtını, mahdûd sahifelerde de hadsiz bir sûrette yazıldığını isbât eder.|[275](/mektubat/yirmidördüncü-mektûb/928/3/271/294#2752)|
[^3]: Bu mektûbun mesâili bir derece ihsâs edilmek arzu edildiğinden; fihristiyet ihtisarı muhâfaza edilmedi, uzun oldu.
