| |Sayfa No|
|:-:|:-:|
|İKİNCİ MEKTÛB
Bu zamanda zarûret olmadan, irşad-ı nâsa ve neşr-i dine çalışanların, sadakaları ve hediyeleri kabûl etmemeleri lâzımgeldiğinin sırrını dört sebeble beyân eder.
﴾ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ ﴿ âyeti ile ﴾ اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا ﴿ âyeti gibi, insanlardan istiğnâ hakkındaki âyâtın mühim bir sırrını tefsir eder. Ve ilim ve dini neşre çalışan insanlar, mümkün olduğu kadar istiğnâ ve kanâatle hareket etmezse; hem ehl-i dalâletin ittihamına hedef olur, hem izzet-i ilmiyeyi muhâfaza edemez. Hem, salâhat ve neşr-i din gibi umûr-u uhreviyeye mukâbil hediyeleri almak, âhiret meyvelerini dünyada fânî bir sûrette yemek demektir.|[12](/mektubat/ikinci-mektûb/651/3/12/13#122)|
|ÜÇÜNCÜ MEKTÛB
﴾ فَلاَ اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ ❀ اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ ﴿ kaseminde ve yemînindeki ulvî bir nur-u i'câzîyi ve ﴾ وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ ﴿ âyetinin teşbihindeki parlak bir lem'a-i i'câziyeyi ve ﴾ هُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا فِى مَنَاكِبِهَا ﴿ âyetinde, küre-i arzı, fezâ-yı kâinâtta yüzen bir sefîne-i Rabbâniye olduğunu gösteren parlak bir hakikati tasvir ederek, küre-i arz’dan Cehenneme göçmek için ehl-i dalâletin seyahatini ve bütün eşya bir tek Zâta isnâd edilse, vücûb derecesinde sühûlet ve kolaylık olduğunu; eşyanın icâdı, müteaddid esbâblara isnâd edilse, imtina' derecesinde bir suûbet ve müşkülât olduğunu gayet güzel ve mukni' ve muhtasar bir sûrette beyânıyla iki nükte-i mühimme-i i'câziyeyi tefsir eder.|[14](/mektubat/üçüncü-mektûb/652/3/14/17#142)|
