49– Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar. Bir tane hakikat, bir harman hayâlâta müreccahtır.
لَا يَلْزَمُ مِنْ لُزُومِ صِدْقِ كُلِّ قَوْلٍ قَوْلُ كُلِّ صِدْقٍ
“Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.”
50– Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
51– İnsanları canlandıran, emeldir; öldüren, ye'stir.
52– Eskiden beri İ'lâ-yı Kelimetullâhı ve bekà-yı istiklâliyeti ve İslâm için farz-ı kifâye-i cihadı derûhde ile; kendini, yekvücûd olan Âlem-i İslâma fedâya vazifedâr ve Hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi; Âlem-i İslâm’ın saâdet ve hürriyet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zîra şu musîbet, mâye-i hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişafını hàrikulâde tâcil etti.
53– Hıristiyanlığın malı olmayan mehâsin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedennîyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.
54– Paslanmış bî-hemtâ bir elmas, dâima mücellâ cama müreccahtır.
55– Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir; göz ise maneviyatta kördür.
56– Mecâz, ilmin elinden cehlin eline düşse, hakikate inkılâb eder, hurâfâta kapı açar.
57– İhsân-ı İlâhîden fazla ihsân, ihsân değildir. Herşeyi, olduğu gibi tavsif etmek gerektir.
58– Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana maleder.
59– Hadîs, mâden-i hayat ve mülhim-i hakikattir.
60– İhyâ-yı din, ihyâ-yı millettir. Hayat-ı din, nur-u hayattır.
61– Nev'-i beşere rahmet olan Kur'ân; ancak umumun, lâakal ekseriyetin saâdetini tazammun eden bir medeniyeti kabûl eder.
Medeniyet-i hâzıra, beş menfî esâs üzerine teessüs etmiştir:
1– Nokta-i istinâdı, kuvvettir. O ise, şe'ni tecâvüzdür.
2– Hedef-i kasdı menfaattir. O ise şe'ni tezâhumdur.
3– Hayatta düsturu, cidâldır. O ise, şe'ni tenâzu'dur.
4– Kitleler mâbeynindeki râbıtası, âheri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise; şe'ni, müdhiş tesâdümdür.
