İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 338 / 507
338

Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm’a değil, belki Azrâil’in bir avanesinin misâlî cesedine, fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve Cenâb-ı Hakk’ın yanında nâzdâr olmasına binâen, ona bir tokat aşketmek gayet ma'kuldür. (Hâşiye) [^2]

[^2]: (Hâşiye) Hattâ memleketimizde gayet cesur bir adam, sekerât vaktinde Melekü'l-Mevti görmüş. Demiş: "Beni yatak içinde yakalıyorsun!" Kalkmış atına binmiş, kılıncını eline almış, ona meydân okumuş. Merdâne, at üstünde vefât etmiş.

Üçüncü Meslek: Yirmidokuzuncu Söz’ün Dördüncü Esâsında beyân edildiği gibi ve ehâdîs-i şerîfenin delâlet ettiği üzere: “Bazı melâikeler var ki, kırkbin başı var. Her başında, kırkbin dili var – Demek, seksenbin gözü dahi var – Herbir dilde, kırkbin tesbihât var.” Evet, mâdem melâikeler âlem-i şehâdetin envâ'ına göre müekkeldirler; âlem-i ervâhta, o envâ'ın tesbihâtlarını temsîl ediyorlar; elbette öyle olmak lâzımgelir. Çünkü meselâ; küre-i arz bir mahlûktur. Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ediyor. Değil kırkbin, belki yüzbinler baş hükmünde envâ'ları var. Her nev'in, yüzbinler dil hükmünde efrâdları var ve hâkezâ... Demek küre-i arza müekkel meleğin kırkbin, belki yüzbinler başı olmalı. Ve her başında da yüzbinler dil olmalı ve hâkezâ...

İşte bu mesleğe binâen, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm’ın, her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm’ın, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm’a tokat vurması; hâşâ, Azrâil Aleyhisselâm’ın mâhiyet-i asliyesine ve şekl-i hakîkisine değil ve bir tahkîr değil ve adem-i kabûl değil; belki vazife-i risaletin daha devamını ve bekàsını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur!..

اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ ❀ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ ﴿ قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ ﴾

﴿ هُوَ الَّذِى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَاْوِيلِـه۪ وَمَا يَعْلَمُ تَاْوِيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فُِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِـه۪ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبّنِاَ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ ﴾ ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.