nüshanızı onunla tashih edebildiniz mi? Fikrinizi tevkîl ediyorum; o tâbirattan lüzumsuz gördüklerinizi tayyedebilirsiniz.
Azîz kardeşim, o mebhas çok mühimdir. Çünkü ehl-i zındıkanın üstadı, şeytandır. Şeytan ilzam edilmezse, onun mukallidleri kanmazlar. Kur'ân-ı Hakîm, kâfirlerin galiz tâbirlerini reddetmek için zikrettiğinden bana bir cesâret verildi ki; bu şeytânî olan mesleğin bütün bütün çürüklüğünü göstermek için, farz-ı muhâl sûretinde hizbü'ş-şeytanın efrâdı, mesleklerinin iktizasıyla kabûl etmeye mecbur oldukları ve ister istemez ma'nen meslek diliyle diyecekleri ahmakàne tâbiratlarını titreyerek istimâl ettim. Fakat o istimâl ile; onları kuyu dibine sıkıştırıp, meydânı baştan başa Kur'ân hesabına zaptettik, onların foyalarını meydâna çıkardık. Şu muzafferiyete, şu temsîl içinde bak. Meselâ; semâvâta başı temâs etmiş pek yüksek bir minâre ve o minârenin altında küre-i arzın merkezine kadar bir kuyu kazılmış farzediyoruz. İşte, ezânı, umum memlekette umum ahâliye işitilen bir zât, minâre başından tâ kuyu dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu isbât etmek için iki fırka münâkaşa ediyorlar. Birinci fırka der ki: “Minâre başındadır, kâinâta ezân okuyor. Çünkü ezânını işitiyoruz; hayatdârdır, ulvîdir. Çendan herkes onu o yüksek yerde görmüyor; fakat herkes derecesine göre onu, çıktığı ve indiği vakit bir makamda, bir basamakta görür ve onunla bilir ki: O, yukarı çıkar ve nerede görünürse görünsün o, yüksek makam sâhibidir.” Diğer şeytânî ve ahmak gürûh ise der: “Yok! Makamı minâre başı değil; nerede görünürse görünsün, makamı kuyu dibidir.” Hâlbuki hiç kimse, ne onu kuyu dibinde görmüş ve ne de görebilir. Farazâ eğer taş gibi sakîl, ihtiyarsız olsaydı, elbette kuyu dibinde bulunacaktı, birisi görecekti.
Şimdi bu iki muârız fırkanın muhârebe meydânı, o minâre başından tâ kuyu dibine kadar uzun bir mesâfedir. Hizbullâh denilen ehl-i nur cemâati, yüksek nazarlı olanlara o müezzin zâtı, minâre başında gösteriyorlar. Ve nazarları o dereceye çıkmayanlara ve kàsırü'n-nazar olanlara, derecelerine göre birer basamakta o müezzin-i a'zamı gösteriyorlar. Küçük bir emâre, onlara kâfî gelir ve isbât eder ki; o zât, taş gibi câmid bir cisim değil, belki istediği vakit yukarı çıkar, görünür, ezân okur bir insan-ı kâmildir. Diğer hizbü'ş-şeytan denilen gürûh ise, derler: “Ya minâre başında herkese gösteriniz, veyâhut makamı kuyu dibidir” diye ahmakàne hükmederler. Ahmaklıklarından bilmiyorlar ki; minâre başında herkese gösterilmemesi, herkesin nazarı oraya çıkmamasından ileri geliyor. Hem muğâlata sûretinde, minâre başı haric olarak bütün mesâfeyi zaptetmek istiyorlar.
İşte o iki cemâatin münâkaşasını halletmek için biri çıkar, o hizbü'ş-şeytana der ki:
