İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 23 / 507
23

Birden “Fesübhânallâh” dedim; bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır... düşündüm. Kalbim feryâd ile dedi:

Yâ Rab! Garîbem, bîkesem, zaîfem, nâtuvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem. Bî-ihtiyarem, el-amân-gûyem, afv cûyem, meded-hâhem zidergâhet İlâhî!

Birden nur-u îmân, feyz-i Kur'ân, lütf-u Rahmân imdâdıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nurânî ünsiyet dâirelerine çevirdiler.

Lisânım, ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ﴿ söyledi.

Kalbim:

﴿ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ﴾

âyetini okudu. Aklım dahi ızdırâbından ve dehşetinden feryâd eden nefsime hitâben dedi:

Bırak bîçâre feryâdı, belâdan kıl tevekkül. Zîra feryâd, belâ-ender, hatâ-ender belâdır bil.

Belâ vereni buldunsa eğer; safâ-ender, vefâ-ender, atâ-ender belâdır bil.

Mâdem öyle, bırak şekvâyı şükret, çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül-mül.

Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ-ender, hebâ-ender belâdır bil.

Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçücük bir belâdan, gel tevekkül kıl.

Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.

Hem üstadlarımdan Mevlâna Celâleddin’in nefsine dediği gibi dedim:

اُو گُفْتْ اَلَسْتُ وتُو گُفْتِى بَلَى شُكْرِ بَلَى چِيسْت كَشِيدَنْ بَلاَ

سِرِّ بَلاَچِيسْت كِه يَعْنِى مَنَمْ حَلْقَه زَنِ دَرْگَهِ فَقْر وفَنَا

O vakit nefsim dahi: “Evet evet.. acz ve tevekkül ile, fakr ve ilticâ ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır. Elhamdülillâhi alâ nuri'l-îmân ve'l-İslâm” dedi. Meşhûr Hikem-i Atâiyenin şu fıkrası:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.