Arabî Ceridenin beyânâtı:
وَقَدْ اِعْتَرَفَ حَتَّى عُلَمَاءُ الْغَرْبِ بِسُمُوِّ مَبَادِى الْاِسْلَامِ وَصَلَاحِهَا لِلْعَالَمِ... قَالَ عَمِيدُ كُلِّيَّةِ الْحُقُوقِ بِجَامِعَةِ فِييَنَا اَلْاُسْتَاذُ شَبُولْ فِى مُؤْتَمَرِ الْحُقُوقِيِّينَ الْمُنْعَقَدِ فِى سَنَةِ (١٩٢٧) : اِنَّ الْبَشَرِيَّةَ لَتَفْتَخِرُ بِاِنْتِسَابِ رَجُلٍ كَمُحَمَّدٍ ﷺ اِلَيْهَا اِذْ اِنَّهُ رَغْمَ اُمِّيَّتِهِ اِسْتَطَاعَ قَبْلَ بِضْعَةِ عَشَرَ قَرْنًا اَنْ يَاْتِى بِتَشْرِيعٍ سَنَكُونُ نَحْنُ الْاَوْرُوبَائِيِّينَ اَسْعَدَ مَا نَكُونُ لَوْ وَصَلْنَا اِلَى قِيْمَتِهِ بَعْدَ اَلْفَىْ عَامٍ وَقَالَ بَرْنَارْد شَوْ : لَقَدْ كَانَ دِينُ مُحَمَّدٍ ﷺ مَوْضِعَ التَّقْدِيرِ السَّامِى دَائِمًا لِمَا يَنْطَوِى عَلَيْهِ مِنْ حَيَوِيَّةٍ مُدْهِشَةٍ لِاَنَّهُ عَلٰى مَا يَلُوحُ لِى هُوَ الدِّينُ الْوَحِيدُ الَّذِى لَهُ مَلَكَةُ الْهَضْمِ لِاَطْوَارِ الْحَيَاةِ الْمُخْتَلِفَةِ وَالَّذِى يَسْتَطِيعُ لِذٰلِكَ اَنْ يَجْذِبَ اِلَيْهِ كُلَّ جَيْلٍ مِنَ النَّاسِ وَاَرَى وَاجِبًا اَنْ يُدْعَى مُحَمَّدٌ ﷺ مُنْقِذَ الْاِنْسَانِيَّةِ وَاَعْتَقِدُ اَنَّ رَجُلاً مِثْلَهُ اِذَا تَوَلَّى زَعَامَةَ الْعَالَمِ الْحَدِيثِ نَجَحَ فِى حَلِّ مُشْكِلَاتِهِ وَاَحَلَّ فِى الْعَالَمِ السَّلَامَةَ وَالسَّعَادَةَ ( يَعْنِى الْمُسَالَمَةَ وَالصُّلْحَ الْعُمُومِىَّ) وَمَا اَشَدَّ حَاجَةَ الْعَالَمِ اَلْيَوْمَ اِلَيْهَا
Tercümesinin bir hülâsası:
Evet Garb ulemâsı ve feylesofları itiraf ve ikrar etmişler ki:
“İslâmiyetin kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına kâfîdir.”
Hem, Külliyetü'l-Hukuk Kongresinin cem'iyetinde, bütün hukukiyyûnun toplandığı o kongrede 1927 senesinde onun reisi feylesof üstad Shebol (Şebol) demiş ki:
“Muhammed’in (A.S.M.) beşeriyete intisabıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünkü O Zât ümmî olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle bir Şerîat getirmiş ki; biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, en mes'ûd, en saâdetli oluruz.”
İkincisi veyâhut Nur Çeşmesi’nin âhirine ilâve edilenlerle kırkbeşincisi olan Bernard Shaw (Şov) demiş:
“Din-i Muhammedî’nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi; gayet acîb ve sağlam bir hayatı te'min etmesidir. Bana açılan budur ki: O din, tek, yektâ, emsâlsiz bir din-i ferîd olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvârlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yani, ıslah ve istihâle tarzında tasfiye ve terakkî ettiriyor. Hem MUHAMMED’in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve i'tikàd ediyorum ki, beşere vâcibdir ki desin: “Muhammed (A.S M.), insaniyetin halâskârıdır. Ve halâskârlık nâmı, O’na verilmek lâzımdır.”
Hem diyor:
“Ben i'tikàd ediyorum ki: Muhammed’in misli, yani siretinde, tarzında bir adam şimdiki yeni âleme reis olsa, hükmetse; bu yeni âlemin müşkülâtını halledip, bu yeni karmakarışık âlemde müsâlemet-i umumiyeye ve saâdet-i hayatın husûlüne sebeb olacak. Evet, bu yeni âlemin müsâlemet ve saâdet-i hayatiyeye ne kadar şedîd ihtiyacı var olduğunu herkes anlar!”
