Üçüncüsü: Meşhûr Kisrâ’nın eyvânı (yani saray-ı meşhûresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve ondört şerefesinin düşmesidir.
Dördüncüsü: Sava’nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahr-Âbâd’da bin senedir dâima iş'âl edilen, yanan ve sönmeyen, Mecûsîlerin ma'bûd ittihàz ettikleri ateşin, velâdet gecesinde sönmesi...
İşte şu üç-dört hâdise işârettir ki: O yeni dünyaya gelen Zât, ateş-perestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, İzn-i İlâhî ile olmayan şeylerin takdisini men'edecektir.
Beşincisi: Çendan velâdet gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de irhâsat-ı Ahmediye’dir ki (A.S.M.), sûre-i ﴾ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ﴿ de nass-ı kat'î ile beyân edilen “Vak'a-i Fîl”dir ki; Kâbe’yi tahrib etmek için, Ebrehe nâmında Habeş meliki gelip, Fîl-i Mahmûdî nâmında cesîm bir fîli öne sürüp gelmiş. Mekke’ye yakın olduğu vakit fîl yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlûb etmiş ve perîşan etmiş; kaçmışlar. Bu kıssa-i acîbe, tarih kitaplarında tafsîlen meşhûrdur. İşte şu hâdise, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın delâil-i nübüvvetindendir. Çünkü velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybî ve hàrika bir sûrette Ebrehe’nin tahribinden kurtulmuştur.
Altıncısı: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küçüklüğünde, Halîme-i Sa'diye’nin yanında iken, Halîme ve Halîme’nin zevcinin şehâdetleriyle; güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının Ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vâkıa sıhhatle şöhret bulmuş.
Hem, Şam tarafına oniki yaşında iken gittiği vakit, Buhayrâ-yı Râhib’in şehâdetiyle, bir parça bulut Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermiş.
Hem yine bi'setten evvel, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübrâ’nın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticâretten geldiği zaman, Hatice-i Kübrâ, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın başında, iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş. Kendi hizmetkârı olan Meysere’ye demiş. Meysere dahi Hatice-i Kübrâ’ya demiş: “Bütün seferimizde ben öyle görüyordum.”
Yedincisi: Nakl-i sahîh ile sâbittir ki; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bi'setten evvel, bir ağacın altında oturdu; o yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, Onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır.
