“Şimdi seni kim kurtaracak?” der. Sonra affeder. O adam gider tâifesine. O pek cür'etkâr, cesur adama herkes hayrette kalır: “Ne oldu sana; ne için bir şey yapamadın?” dediler. O dedi: “Hâdise böyle oldu. Ben şimdi, insanların en iyisinin yanından geliyorum.”
Hem şu hâdise gibi, Gazve-i Bedir’de bir münâfık, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı bir gaflet vaktinde, kimse görmeden, tam arkasından kılınç kaldırıp vururken, birden Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bakmış. O, titreyip, kılınç elinden yere düşmüş.
Dördüncü Hâdise: Manevî tevâtüre yakın bir şöhretle ve ekser ehl-i tefsirin;
﴿ اِنَّا جَعَلْنَا فِى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلاَلاً فَهِىَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ❀ وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ ﴾
âyetinin sebeb-i nüzûlü ve ehl-i tefsir allâmeleri ve ehl-i hadîs imâmları haber veriyorlar ki: Ebû Cehil yemîn etmiş ki: “Ben, secdede Muhammed’i görsem, bu taşla onu vuracağım.” Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit kaldırıp vurmakta iken, elleri yukarıda kalmış. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, namazı bitirdikten sonra kalkmış; Ebû Cehil’in eli çözülmüş. O ise; ya Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın müsâadesiyle veyâhut ihtiyaç kalmadığından çözülmüş.
Hem yine Ebû Cehil kabilesinden –bir tarîkte– Velîd İbn-i Muğîre, yine Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı vurmak için, büyük bir taşı alıp secdede iken vurmaya gitmiş; gözü kapanmış. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı Mescid-i Haram’da görmedi, geldi. Onu gönderenleri de görmüyordu; yalnız seslerini işitiyordu. Tâ Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazdan çıktı, ihtiyaç kalmadığından, onun gözü de açıldı.
Hem nakl-i sahîh ile Ebû Bekir-i Sıddık’tan haber veriyorlar ki: Sûre-i ﴾ تَبَّتْ يَدَا اَبِى لَهَبٍ ﴿ nâzil olduktan sonra, Ebû Leheb’in karısı Ümm-ü Cemîl denilen ﴾ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ﴿ bir taş alıp, Mescid-i Haram’a gelmiş. Ebû Bekir ile Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, orada oturuyorlarmış. Gözü, Ebû Bekir-i Sıddık’ı görüyor, soruyor: “Yâ Ebâ Bekir! Senin arkadaşın nerede? Ben işitmişim ki, beni hicvetmiş. Ben görsem, bu taşı ağzına vuracağım.” Yanında iken Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ı görmemiş. Elbette hıfz-ı İlâhîde olan bir Sultan-ı Levlâk’i,
