İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 149 / 507
149

sûretinde gelmiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sahâbeleri içinde otururken, yanına gitmiş, demiş: مَا الْاِسْلاَمُ وَمَا الْاِيمَانُ وَمَا الْاِحْسَانُ

Yani: “Îmân, İslâm, ihsân nedir? Ta'rif et.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ta'rif etmiş. Oradaki cemâat-i sahâbe, hem ders almış, hem de o zâtı iyi görmüşler. O zât, misâfir gibi görünürken, üstünde alâmet-i sefer eseri hiç yoktu. Kalktı, birden kayboldu. O vakit Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etmiş ki: “Size ders vermek için Cebrâil böyle yaptı.”

Hem haber-i sahîh ile ve haber-i kat'î ile ve manevî tevâtür derecesinde, eimme-i hadîs haber veriyorlar ki: Hazret-i Cebrâil’i çok defa, hüsn-ü cemâl sâhibi olan Dihye sûretinde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanında sahâbeler görüyorlardı.

Ezcümle, Hazret-i Ömer ve İbn-i Abbâs ve Üsâme İbn-i Zeyd ve Hâris ve Âişe-i Sıddıka ve Ümm-ü Seleme, kat'iyyen sâbittir ki, bunlar kat'iyyen haber veriyorlar ki; “Biz, Hazret-i Cebrâil’i Dihye sûretinde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanında çok görüyoruz.” Acaba hiç mümkün müdür ki, bu zâtlar, görmeden, “görüyoruz” desinler?..

Hem nakl-i sahîh-i kat'î ile, Aşere-i Mübeşşere’den, İran Fâtihi Sa'd İbn-i Ebî Vakkâs haber veriyor ki: “Gazve-i Uhud’da, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın iki tarafında, iki beyaz libâslı, ona nöbetdar gibi, muhâfız sûretinde gördük. İkisi de anlaşıldı ki, meleklerdir ve Hazret-i Cebrâil ile Mîkâil olduğunu anladık.” Acaba böyle bir kahraman-ı İslâm “gördük” dese, görmemek mümkün müdür?

Hem Ebû Süfyân İbn-i Hâris İbn-i Abdülmuttalib (ammizâde-i Nebevî) –nakl-i sahîh ile– haber veriyor ki: “Gazve-i Bedir’de, gök ile yer arasında, beyaz libâslı atlı zâtları gördük.”

Hem Hazret-i Hamza Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dan niyâz etti ki: “Ben Cebrâil’i görmek istiyorum.” Kâbe’de ona gösterdi. Dayanamadı, bî-hûş oldu, yere düştü.

Bu çeşit melâikeleri görmek vukûâtı çoktur. Bütün bu vukûât, bir nev'i mu'cize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ı gösteriyor ve delâlet ediyor ki, onun misbâh-ı nübüvvetine, melâikeler dahi pervânelerdir.

Cinnîler ise, onlar ile görüşmek ve görmek, değil sahâbeler, belki avâm-ı ümmet dahi çokları ile görüşmeleri çok vukû' buluyor. Fakat en kat'î, en sahîh haber ile, eimme-i hadîs bize diyorlar ki; İbn-i Mes'ûd: “Batn-ı Nahl’de ecinnîlerin ihtidâsı gecesinde, ecinnîleri gördüm

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.