İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 146 / 507
146

Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Adbâ ismindeki devesi, vefât-ı Nebevîden sonra kederinden ne yedi, ne içti, tâ öldü. Hem o deve, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile, mühim bir kıssayı konuştuğunu, Ebû İshak-ı İsferânî gibi bazı mühim imâmlar haber vermişler.

Hem nakl-i sahîh ile; Câbir İbn-i Abdullâh’ın bir seferde devesi çok yorulmuştu, daha yürüyemiyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o deveye ufak bir dürtmek ile dürttü; o deve, o iltifat-ı Ahmedî’den o kadar bir çeviklik, bir sevinçlik peydâ etti ki; daha sür'atinden dizgini zaptedilmiyor, yolda yetişilmiyordu, Hazret-i Câbir haber veriyor.

Dördüncü Hâdise: Başta İmâm-ı Buhârî, eimme-i hadîs haber veriyorlar ki: Bir defa, gecede, Medine-i Münevvere’nin haricinde, düşman hücum ediyor gibi mühim bir hâdise işâa edildi. Sonra cesur atlılar çıktılar, gittiler. Yolda görüyorlar, bir zât geliyor. Baktılar, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dır. Fermân etmiş: “Bir şey yoktur.” Meşhûr Ebû Talha’nın atına binip, şecâat-i kudsiyesi muktezâsınca, herkesten evvel gitmiş, tahkîk etmiş ve dönmüştü. Ebû Talha’ya fermân etmiş:

وَجَدْتُ فَرَسَكَ بَحْرًا Yani: “Senin atın sarsmadan, gayet çabuktur.” Hâlbuki Ebû Talha’nın atı, katûf tâbir edilen, yürüyüşsüz kısmından idi. O geceden sonra, hiçbir at ona karşı yürüyüşte mukàbele edemiyordu.

Hem nakl-i sahîh ile; bir defa, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm seferde namaz kılacak vaktinde atına dedi: “Dur!” O da durdu. Namaz bitinceye kadar hiçbir a'zâsını kımıldatmadı.

Beşinci Hâdise: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hizmetkârı Sefîne, Yemen vâlisi Muâz İbn-i Cebel’in yanına gitmek için, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dan emir alıp gitmiş. Yolda bir arslan rast gelmiş. O Sefîne, ona demiş: “Ben, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hizmetkârıyım.” Arslan, ses verip ayrılmış, ilişmemiş. Diğer bir tarîkte haber veriyorlar ki: Sefîne döndüğü vakit yolu kaybetmiş, bir arslana rast gelmiş; arslan ona ilişmemekle beraber, yolu da göstermiş.

Hem Hazret-i Ömer’den haber veriyorlar ki; demiş: “Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına bir bedevî geldi. Arapça “dabb” denilen bir susmar, yani keler elinde idi. Dedi: “Eğer bu hayvan sana şehâdet etse, ben sana îmân getiririm; yoksa îmân getirmem.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o hayvandan sordu; o susmar, fasîh bir dille, risaletine şehâdet etti.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.