Hazret-i Übeyy İbn-i Kâ'b der ki: Şu hâdise-i hàrikadan sonra Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki: “Direk, minberin altına konulsun.” Minberin altına konuldu; tâ Mescid-i Şerîf’in tamiri için hedmedilinceye kadar. O vakit Hazret-i Übeyy İbn-i Kâ'b yanına aldı, çürüyünceye kadar muhâfaza edildi.
Meşhûr Hasan-ı Basrî, şu hâdise-i mu'cizeyi şâkirdlerine ders verdiği vakit, ağlardı ve derdi ki: “Ağaç, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a meyl ve iştiyak gösteriyor... Sizler daha ziyâde iştiyaka, meyle müstehaksınız...”
Biz de deriz ki: Evet, hem ona iştiyak ve meyl ve muhabbet, onun Sünnet-i Seniyesine ve Şerîat-ı Garrâsına ittibâ' iledir.
Bir Nükte-i Mühimme: Eğer denilse: Neden gazve-i Hendek’te dört avuç taamla bin adamı doyurmak olan mu'cize-i taamiye ve mübârek parmaklarından akan su ile, bin beşyüz kişiye suyu doyuruncaya kadar içiren mu'cize-i mâiye, neden şu hanîn-i ciz' mu'cizesi gibi şa'şaa ile çok kesretli tarîklerle nakledilmemiş? Hâlbuki o ikisi, bundan daha ziyâde bir cemâatte vukû' bulmuş...
Elcevab: Zuhûr eden mu'cizeler, iki kısımdır. Bir kısmı, nübüvveti tasdik ettirmek için, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm elinde izhâr ediliyor. Hanîn-i ciz' şu nev'idendir ki, sırf nübüvvetin tasdiki için, bir hüccet olarak zuhûra gelmiş ki; Mü'minlerin îmânını ziyâdeleştirmek ve münâfıkları ihlâsa ve îmâna sevketmek ve küffarı îmâna getirmek için zâhir olmuş. Onun için, avâm ve hàvâs herkes onu gördü; onun neşrine fazla ihtimam edildi. Fakat şu mu'cize-i taamiye ve mu'cize-i mâiye ise; mu'cizeden ziyâde bir kerâmettir, belki kerâmetten ziyâde bir ikramdır, belki ikramdan ziyâde ihtiyaca binâen bir ziyâfet-i Rahmâniyedir. Onun için, çendan da'vâ-yı nübüvvete delildir ve mu'cizedir; fakat asıl maksad; ordu aç kalmış, bir çekirdekten bin batman hurmayı halkettiği gibi, Cenâb-ı Hak, hazine-i gaybdan bir sâ' taamdan, bin adama ziyâfet veriyor. Hem susuz kalmış mücâhid bir orduya, Kumandan-ı A'zamın parmaklarından, âb-ı kevser gibi su akıttırıp içiriyor.
İşte şu sır içindir ki, mu'cize-i taamiye ve mu'cize-i mâiyenin herbir misâli, hanîn-i ciz' derecesine çıkmıyor. Fakat o iki mu'cizenin cinsleri ve nev'ileri; külliyet itibariyle, hanîn-i ciz' gibi mütevâtir ve kesretlidir. Hem taamın bereketini ve parmaklarından suyun akmasını herkes göremiyor, yalnız eserlerini görüyor. Direğin ağlamasını ise herkes işitiyor. Onun için fazla intişar etti.
Eğer denilse: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın her hâl ve hareketini kemâl-i ihtimam ile sahâbeler muhâfaza ederek nakletmişler.
