Demek merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, ikiyüz bin derece-i harâreti câmi', yani ikiyüz defa ateş-i dünyevîden şedîd ve rivâyet-i hadîs’e muvâfık bir ateş bulunuyor. Şu Cehennem-i suğrâ, Cehennem-i kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem-i Berzahta görmüş ve ehâdîslerle işâret edilmiştir. Âlem-i Âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medâr-ı senevîsindeki meydân-ı haşre döker, öyle de; içindeki Cehennem-i suğrâyı dahi Cehennem-i kübrâya, emr-i İlâhî ile teslîm eder.
Ehl-i i'tizâlin bazı imâmları: “Cehennem sonradan halkedilecektir” demeleri, hâl-i hâzırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münâsib bir tarzda inkişaf etmediğinden, galattır ve gabâvettir. Hem perde-i gayb içindeki âlem-i Âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinâtı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyâhut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki yerlerini görüp ta'yin edelim. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ Âhiret âlemine ait menziller, bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat bazı rivâyâtın işârâtıyla, Âhiretteki Cehennem, bu dünyamızla münâsebetdârdır. Yazın şiddet-i harâretine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ denilmiştir. Demek bu dünyevî küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez. Fakat ism-i Hakîmin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:
Arzın medâr-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i suğrâyı güyâ tevkîl ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâl’in mülkü pek çok geniştir, Hikmet-i İlâhiye nereyi göstermiş ise Cehennem-i kübrâ oraya yerleşir. Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i ﴾ كُنْ فَيَكُونُ ﴿’e mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde kemâl-i hikmet ve intizam ile kameri arza bağlamış; azamet-i Kudret ve intizam ile Arzı Güneşe rabtetmiş ve Güneşi, seyyârâtıyla beraber arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'at ile ve haşmet-i rubûbiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü'ş-şümûs tarafına bir hareket vermiş ve donanma elektrik lambaları gibi yıldızları, saltanat-ı rubûbiyetine nurânî şâhidler yapmış; onunla saltanat-ı rubûbiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâl’in kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rubûbiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i kübrâyı elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip Âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş'âl etsin; harâret ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve harâret göndersin. Aynı hâlde o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahbes yapsın. Hem bir Fâtır-ı Hakîm ki; dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte saklar.
