İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 54 / 507
54

Evet, her vakit semâvâttan melâikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan sûretine vaz'eden (Hazret-i Cibrîl’in “Dihye” sûretine girmesi gibi) ve rûhânileri âlem-i ervâhtan gönderip beşer sûretine temessül ettiren; hattâ ölmüş evliyâların çoklarının ervâhlarını cesed-i misâliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ı, İsâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsâ, belki âlem-i Âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.

Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes Onun hakîki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve hàvâssı, nur-u îmân ile Onu tanır. Yoksa bedâhet derecesinde herkes Onu tanımayacaktır.

Suâl: Rivâyetlerde gelmiş ki: “Deccâlın bir yalancı Cenneti var; kendine tâbi olanları ona atar. Hem yalancı bir Cehennemi var; tâbi olmayanları ona atar. Hattâ o kendi merkebinin de bir kulağını Cennet gibi, bir kulağını da Cehennem gibi yapmış... Azamet-i bedeniyesi bu kadardır, şu kadardır...” diye ta'rifat var?

Elcevab: Deccâlın şahs-ı sûrîsi insan gibidir. Mağrûr, fir'avunlaşmış, Allah’ı unutmuş olduğundan; sûrî, cebbârâne olan hâkimiyetine, ulûhiyet nâmını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessâstır. Fakat şahs-ı manevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi, pek cesîmdir. Rivâyetlerde deccâla ait tavsifât-ı müdhişe ona işâret eder. Bir vakit Japonya’nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhîtte, diğer ayağı on günlük mesâfedeki Port Artür kalesinde tasvir edilmiş. O küçük Japon kumandanının bu sûrette tasviriyle, ordusunun şahs-ı manevîsi gösterilmiş.

Amma deccâlın yalancı Cenneti ise, medeniyetin câzibedâr lehviyâtı ve fantaziyeleridir. Merkebi ise, şimendifer gibi bir vâsıtadır ki bir başında ateş ocağı bulunur, kendine tâbi olmayanları bazen ateşe atar. O merkebin bir kulağı, yani diğer başı Cennet gibi tefriş edilmiş; tâbi olanları oraya oturtur. Zâten sefîh ve gaddâr medeniyetin mühim bir merkebi olan şimendifer ehl-i sefâhet ve dünya için yalancı bir Cennet getirir. Bîçâre ehl-i diyânet ve Ehl-i İslâm için medeniyet elinde Cehennem zebânisi gibi tehlike getirir, esâret ve sefâlet altına atar.

İşte İsevîliğin din-i hakîkisi zuhûr ile ve İslâmiyete inkılâb etmesiyle, çendan âlemde ekseriyet-i mutlakaya nurunu neşreder. Fakat yine kıyâmet kopmasına yakın tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir, galebe eder. Ve “El-hükmü-li'l-ekser” kaidesince, yeryüzünde “Allah Allah!..” diyecek kalmayacak, yani ehemmiyetli bir cemâat, küre-i arzda mühim bir mevkie sâhib olacak bir sûrette “Allah Allah!..” denilmeyecek demektir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.