| |Sayfa No|
|:-:|:-:|
|İKİNCİ RİSALE OLAN İKİNCİ KISIM
﴿ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ ﴾
âyetinin bir sırrını, sıyâm-ı Ramazan’ın yetmiş hikmetlerinden dokuz hikmetinin beyânıyla o sırr-ı azîmi tefsir ediyor. O dokuz hikmet, o kadar hakîki ve kuvvetli ve câzibedârdır ki; Müslüman olmayan da onları görse, oruç tutmak için büyük bir iştiyak ve bir hevese gelir. Kendine Müslüman deyip oruç tutmayanların, bu hikmetlere karşı, hacâlet ve hatâlarından ezilmeleri lâzımgelir.|[382](/mektubat/yirmidokuzuncu-mektûb/1041/3/373/444#3822)|
|ÜÇÜNCÜ RİSALE OLAN ÜÇÜNCÜ KISIM
Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın envâ'-ı i'câzından göz ile görünecek kısmının beş-altı vechinden bir vechini, yeni bir Kur'ânı yazmakla göstermeye dairdir. Lillâhi'l-Hamd, öyle bir Kur'ân yazıldı. Ümmetçe Hâfız Osman hattıyla makbûl Kur'ânın aynı sahifelerini ve satırlarını muhâfaza etmekle beraber; lafzullâh, mecmû Kur'ânda ikibin sekizyüz altı defa tekerrür ettiği hâlde; nâdir ve nükteli müstesnâlar haric kalıp, mütebâkisi tevâfuk ettiğini anladık, sahife ve satırlarını tağyîr etmedik. Yalnız biz tanzim ettik. O tanzimden hàrika bir tevâfuk tezâhür etti. Yazdığımız Kur'ânın parçalarını bir kısım ehl-i kalb görmüş, Levh-i Mahfûz hattına yakın olduğunu kabûl etmişler. Bu risale ise; tevâfukât-ı Kur'âniyeye dair olduğu münâsebetiyle, sırf bir işâret-i gaybiye olarak, hiçbirimizin haberimiz olmadan, ibtidâ te'lif ve birinci tesvîdinde onbir “Kur'ân” kelimesi; bir tek sahifede, birer satırda, bir sırada hatt-ı müstakîm ile tevâfukları tevâfuk-u Kur'âniyedeki lem'a-i i'câziyenin bir şuâı şu risalede bu hàrika letâfeti gösterdiğini, görenlere kanâat geldi.
Bu “Üçüncü Kısmın” mütebâki mes'eleleri ile “Dördüncü Kısım” tevâfukâta dair olduğu için, tevâfukâta dair olan fihriste ile iktifâ edilmiştir.|[390](/mektubat/yirmidokuzuncu-mektûb/1041/3/373/444#3902)|
|DÖRDÜNCÜ KISIM OLAN DÖRDÜNCÜ RİSALE
“Üç Nükte”dir.
BİRİNCİ NÜKTE: Kur'ânda, “Kur'ân” kelimesinin çok sırlarından bir sırrını, altmışdokuz âyât-ı azîmede latîf ve mânidâr sahifeler arkasında birbirine tevâfukla baktıklarını ve o âyât-ı azîmenin ma'nen birbirinin hakikatini te'yid |[391](/mektubat/yirmidokuzuncu-mektûb/1041/3/373/444#3912)|
