İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 449 / 507
449

Ve حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَتَشَامَخَتْ kelâmıyla dahi Otuzuncu Lem'ayı takib eden İşârât-ı Hurûf-u Kur'âniye Risalesini takdir edip, işâretle tasdik ediyor. وَاسْمُ عَصَا مُوسَى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ kelimesiyle dahi şimdilik en âhir risale ve tevhid ve îmânın elinde Asâ-yı Mûsa gibi hàrikalı, en kuvvetli bürhân olan Mecmua Risalesini senâkârâne remzen gösteriyor gibi bir tarz-ı ifâdeden bilâ-pervâ hükmediyoruz ki: Hazret-i İmâm-ı Ali Radıyallahu Anh hem Risale-i Nurdan, hem çok ehemmiyetli risalelerinden mânâ-yı hakîki ve mecâzî ile; işârî ve remzî ve îmâî ve telvihî bir sûrette haber veriyor. Kimin şübhesi varsa, işâret olunan risalelere bir kere dikkatle baksın. İnsafı varsa, şübhesi kalmaz zannediyorum. Buradaki mânâ-yı işârî ve medlûl-ü mecâzîlere, karînelerin en güzeli ve latîfi; aynı tertibi muhâfaza ile verilen isimlerin münâsebetidir. Meselâ: Yirmidokuz ve otuz ve otuzbir ve otuziki mertebe-i ta'dâdda, Yirmidokuz ve Otuz ve Otuzbir ve Otuzikinci Sözler’e gayet münâsib isimler ile; başta, Sözler’in başı olan Birinci Söz’e, aynı Besmele sırrıyla ve âhirde, şimdilik risalelerin âhirine mâhiyetini gösterir lâyık birer isim vererek işâret etmesi gerçi gizli ise de, fakat çok güzeldir ve letâfetlidir.

Ben itiraf ediyorum ki; böyle makbûl bir eserin mazharı olmak, hiçbir vecihle o makama liyâkatim yoktur. Fakat küçük ehemmiyetsiz bir çekirdekten, koca dağ gibi bir ağacı halketmek; kudret-i İlâhiye­nin şe'nindendir ve âdetidir ve azametine delildir. Ben kasemle te'min ederim ki; Risale-i Nuru senâdan maksadım, Kur'ânın hakikatlerini ve îmânın rükünlerini, te'yid ve isbât ve neşirdir. Hàlık-ı Rahîmime yüzbinler şükrolsun ki; kendimi, kendime beğendirmemiş, nefsimin ayıplarını ve kusurlarını bana göstermiş ve o nefs-i emmâreyi, başkalara beğendirmek arzusu kalmamış... Kabir kapısında bekleyen bir adam, arkasındaki fânî dünyaya riyâkârâne bakması, acınacak bir hamâkattir ve dehşetli bir hasârettir. İşte bu hâlet-i rûhiye ile, yalnız hakàik-ı îmâniyenin tercümânı olan Risale-i Nurun doğru ve hak olduğuna latîf bir münâsebet söyleyeceğim. Şöyle ki:

Celcelûtiye, Süryânîce “bedî'” demektir ve “bedî'” mânâsındadır. İbareleri bedî' olan Risale-i Nur, Celcelûtiye’de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhâtı göründüğünden, kasidenin ismi ona bakıyor gibi verilmiş. Hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyâkatim olmadığı hâlde bana verilen Bediüzzaman lakabı, benim değildi; belki Risale-i Nurun manevî bir ismi idi. Zâhir bir tercümânına âriyeten

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.