İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 444 / 507
444

Hem, bu tarîk daha umumî ve cadde-i kübrâdır. Çünkü kâinâtı, Ehl-i Vahdeti'l-Vücûd gibi, huzur-u dâimî kazanmak için, i'dâma mahkûm zannedip “Lâ mevcûde illâ Hû” hükmetmeye veyâhut Ehl-i Vahdetü'ş-şühûd gibi, huzur-u dâimî için kâinâtı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip “Lâ meşhûde illâ Hû” demeye mecbur olmuyor. Belki i'dâmdan ve hapisten gayet zâhir olarak Kur'ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcûdâtı kendileri hesabına hizmetten azlederek, Fâtır-ı Zülcelâl hesabına istihdam edip esmâ-i hüsnâsının mazhariyet ve âyinedârlık vazifesinde istimâl ederek, mânâ-yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur-u dâimîye girmektir; herşeyde Cenâb-ı Hakk’a bir yol bulmaktır.

Elhâsıl: Mevcûdâtı mevcûdât hesabına hizmetten azlederek, mânâ-yı ismiyle bakmamaktır... ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.